BİR KENTİN İKİ BEKÇİSİ
Çok bilinmez.
MÖ 3. yüzyılda, Knidos yarımadasının sarp kayalıklarında dolaşan bir adam vardı; Aretades.
Bugünün akademisyenlerinin “Knidos’un ilk yerel tarihçisi” dediği bu adam, aslında çok daha fazlasıydı.(*)
O, bir kentin hafızasını unutturmamak için yazan, ışığın ve coğrafyanın dilini çözmeye çalışan bir kimlik nöbetçisiydi.
Aretades’in derdi Knidos’un kimliğini savunmaktı.
“Kent kimliği” kelimesi o çağda yoktu belki ama kavgası tam oydu.
Knidos’un Dorlarla Karialılar arasında eriyip gitmesine izin vermemek, güneş kültünü, yerli kahramanları, iki limanın kader belirleyen ağırlığını canlı tutmak…
Bugün baktığımızda Aretades, bir tarihçiden çok, bir kültür muhafızı gibi görünür. Ama çok tanınmıyor.
Aradan 2300 yıl geçti. Şimdi aynı yarımadada ona çok benzeyen biri daha var; Yusuf Ziya Özalp.
Birinin elinde kamış kalem vardı, diğerinin sosyal medya paylaşımları, kitapları, hafızası.
İkisinin de yaptığı şey aynı; Bir kentin ruhunu savunmak.
Bir coğrafyanın hafızasını ayakta tutmak.
Yerel kimliğin kaybolmasına izin vermemek.
Aretades Knidos’un kaydını tuttu,
Yusuf Ziya Özalp bugün Datça’nın kaydını tutuyor.
Aretades “Bu kent ışığın kentidir” diyordu, Özalp “Bu coğrafya ışığını kaybetmesin” diye yazıyor.
Aretades kimlik savunucusuydu, bugün Datça’da bu rolü sessiz, mütevazı ama ısrarlı biçimde Özalp üstleniyor.
Datça bugün kendi hikâyesini yazmazsa, başkaları onun yerine yazar.
Kendi kimliğini savunmazsa, kimliksizliğin rüzgârında savrulur.
Kendi hafızasına sahip çıkmazsa, yarımadanın iki denizi de onu koruyamaz.
Ama neyse ki hâlâ Aretades’in bugünkü karşılığı olan insanlar var.
Bu kenti, bu yarımadayı, bu kültürü, bu hafızayı taşıyan insanlar…
O yüzden belki de bugünkü Datça için en doğru cümle şudur.
Aretades Knidos’u yazmıştı.
Bugün Datça’yı yazanlar arasında Yusuf Ziya Özalp var.
Ve iyi ki var.
(*) Aretades of Knidos/ Paola Ceccarelli



















