GECİKMİŞ BİR ALKIŞ

Bu kelimeler belki günler evvel, hakikat sıcaklığını henüz korurken kağıda dökülmeliydi.

Fakat yaşadığımız coğrafyanın gündemi öyle hırçın, zamanın nehri öyle sert akıyor ki; bazen en soylu emeklerin hakkı bile o gürültüde sessizliğe gömülüyor.

Ne var ki, felsefi bir hakikattir. Samimiyetin bir zaman aşımı, kalpten kopan gayretin bir son kullanma tarihi yoktur. İşte bu yüzden bugün, hayatın o hızlı akışına muzip ve asil bir mola verip, hakkı sahibine teslim etme vaktidir.

Menaf Kıyanç…

Batman’ın kadim topraklarından yola çıkıp, Muğla’nın zeytin kokulu göğüne sığınan bir iş insanı. Fakat o artık bu şehir için sadece “ikamet eden bir fani” değil; kalbinin her atışını bu kentin ritmine uydurmuş bir şehir sevdalısı.

​Hikayenin en derin, belki de en felsefi kırılma noktası tam da burada başlıyor.

Aidiyet, doğulan yerin bir mecburiyeti midir, yoksa seçilen yerin bir armağanı mı?

Birçok yerlinin zihninde sıradanlaşan o aidiyet duygusunu, o bu şehre dışarıdan gelerek yeniden inşa etti.

​Onun Muğlaspor’u devraldığı dönemde, ortada alkışlanacak parıltılı bir tablo yoktu. Aksine;

Mali bir enkazın gölgesi,

İnancını yitirmiş, dağılmış bir idari yapı,

Ve en acısı, umudunu bir kenara bırakmış yorgun bir şehir vardı.

Muğlaspor, uzun yıllar boyunca Anadolu futbolunun o hüzünlü, unutulmuş taşra kasabalarına benziyordu. İsmi tabelalarda vardı ama yeşil sahada o eski, heybetli ağırlığı kalmamıştı. Tribünler oradaydı fakat ruhu, heyecanı eksilmişti.

Menaf Kıyanç, işe sadece bir kulüp başkanı olarak değil, bir “umut mimarı” olarak başladı. Önce ekonomik enkazın dehlizlerine indi; borç yüküyle, imkansızlıklarla çarpıştı.

Şehrin donmuş damarlarına dokunarak iş dünyasını, küsmüş esnafı yeniden bu armanın etrafında topladı. Kulübün sadece tabelada değil, ahlaken ve mali olarak da ayakta kalması için büyük riskler üstlendi.

​Ardından, o karanlık alt lig dehlizlerinden çıkışın haritasını çizdi.

Yapılan hamleler, değişen teknik kadrolar ve vizyoner transferler meyvesini verdi. Bölgesel Amatör Lig’in çeperlerinden başlayan bu yolculuk; önce 3. Lig’e, ardından 2. Lig’e ve nihayetinde bugün 1. Lig hedeflerinin felsefesini kuran bir noktaya evrildi.

​Fakat yapılan her şeyden daha kıymetli bir şey başardı Menaf Kıyanç: Muğlaspor’u yeniden insanların kalbinde yaşayan, sofralarında konuşulan bir ‘ortak rüya’ haline getirdi.

Albert Camus’ün o meşhur sözünü selamlarcasına; futbol asla sadece futbol değildir. Skor tablosunun ötesinde, insanı insana bağlayan kolektif bir varoluştur.

​Eğer bugün bir şehir, yeşil beyaza bürünüyorsa.

Eğer kahvehanelerde, sokaklarda yeniden şampiyonluk ihtimalleri coşkuyla tartışılıyorsa ve tribünler o eski, gür sesine yeniden kavuştuysa; bu estetik tabloda Menaf Kıyanç’ın fırça darbelerini görmezden gelmek hakikate haksızlık olur.

​Üstelik bunu, bu toprağın genetik bir mirası olarak değil, tamamen kendi hür iradesiyle seçtiği bir aşkla yaptı.

​İşte bazı hikayeler tam bu eşikte efsaneleşir. Çünkü bazen bir kenti en çok sevenler, o kentin bağrında doğanlar değil; orayı kendilerine felsefi ve vicdani bir memleket olarak seçenlerdir.

​Elbette insan olmanın doğası gereği eksikleri olmuştur; elbette eleştirinin süzgecinden geçtiği anlar vardır.

Fakat bugün, masaya dürüstlüğün o berrak aynasını koyma vaktidir: Herkesin arkasını dönüp kaçtığı, gemiyi terk ettiği o fırtınalı günde, o elini değil gövdesini taşın altına koydu.

​Onun bu mücadelesi, usta yazar İslam Çupi’nin o eski, felsefi ve hüzünlü Anadolu futbolu yazılarını anımsatıyor. Hani o futbolun sadece bir oyun değil, bir haysiyet mücadelesi olduğunu anlatan o asil tonu…

​Bir kulübü, bir camiayı ayağa kaldırmak, vitrine birkaç kupa koymaktan çok daha zordur.

Çünkü kupa metalden ibarettir; oysa bir kulübü ayağa kaldırmak için önce insanların zedelenmiş inancını, kırılmış gururunu tamir etmeniz gerekir.

Muğlaspor bugün yeniden bir edebi esere, sonu merakla beklenen asil bir hikayeye benziyorsa; o hikayenin en güçlü kahramanlarından biri hiç şüphesiz Menaf Kıyanç’tır.

Bazı insanlar geldikleri yeri değil, sevdikleri şehri taşır.

İşte bu yüzden bu satırlar, alelade bir methiye ya da geçici bir övgü değildir.

Bu; zamana direnen, hakkı teslim eden, gönülden kopmuş gecikmiş bir alkıştır.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir