AKBELEN’İN DEMETER’İ

Antik Ege anlatılarında Gaia, yeryüzünün kendisiydi.
Dağlar onun bedeninden yükselir, sular onun bağrından akardı.
İnsan henüz toprağın sahibi olduğunu düşünmeye başlamamıştı.
Çünkü toprak zaten bir tanrıçaydı.
Sonra Demeter geldi mitolojiye.
Toprağın, ekinin, bereketin tanrıçası…
Kızı Persephone yeraltına götürüldüğünde Demeter’in yası öylesine büyüdü ki toprak ürün vermeyi bıraktı. Ağaçlar sustu, tarlalar kurudu, dünya kışa döndü.
Tanrılar bile sonunda anladı.
Toprağın canını acıtırsanız hayat devam etmez.
Binlerce yıl geçti.
Bugün artık Olimpos’un tanrılarına inanmıyoruz.
Ama hikaye pek değişmedi.
Bu kez sahnenin adı Akbelen.
Bir tarafta toprağın altındaki kömürü isteyenler var.
Diğer tarafta toprağın üstündeki hayatı savunanlar.
Ve o hayatı savunanların arasında yıllardır bir kadın duruyor:
Nejla Işık.
Bugün onun doğum günü.
Nejla’yı elbette bir mitoloji kahramanına dönüştürmeye gerek yok.
Çünkü onun hikayesi zaten yeterince gerçek.
Jandarma gerçek.
Kesilen ağaçlar gerçek.
Toprağa giren iş makineleri gerçek.
Köylülerin gözyaşları gerçek.
Kızı Esra’ya yapılan zulüm gerçek.
Ve bütün bunların karşısında yıllardır söylenen şu iki kelime de gerçek.
Gitmiyoruz buradan.
Belki de bu yüzden Nejla Işık Demeter’i hatırlatıyor.
Bir tanrıça olduğu için değil.
Toprağın acısıyla kendi acısı arasına mesafe koymadığı için.
Çünkü bazı insanlar yaşadıkları yere sadece ikamet etmezler.
Oraya kök salarlar.
Bir zeytin ağacı gibi.
Akbelen’deki kavganın özünde aslında çok basit bir tercih yatıyor.
Toprağın altındakini mi daha değerli sayacağız, üstündekini mi?
Altında kömür var.
Üstünde zeytin.
Altında maden var.
Üstünde kuşlar, arılar, insanlar, hatıralar, mezarlar ve çocukların geleceği.
Bir tarafta tonla ölçülen bir servet.
Diğer tarafta hiçbir terazinin tartamayacağı bir hayat.
İnsanlığın trajedisi işte burada başlıyor.
Fiyatı olan şeylerle değeri olan şeyleri birbirine karıştırıyoruz.
Oysa Akdeniz’in binlerce yıllık hafızasında zeytin sıradan bir ağaç değil.
Mitolojiye göre Athena, Atina halkına zeytin ağacını armağan ettiğinde insanlara yalnızca bir meyve vermedi.
Yağ verdi.
Işık verdi.
Yemek verdi.
Gölge verdi.
Ve zeytin dalı zamanla barışın simgesi oldu.
İşte bugün Akbelen’de korunan her zeytin ağacının dallarında biraz da o eski hikaye sallanıyor.
Bir tarafta Athena’nın armağanı.
Diğer tarafta ekskavatörün kepçesi.
Binlerce yıllık insanlık serüveninin geldiği yere bakın.
Bir gün kömür bitecek.
Maden bitecek.
Şirketlerin ruhsatları sona erecek.
Bilançolar kapanacak.
Bugün çok önemli görünen rakamların hiçbirini kimse hatırlamayacak.
Ama bir zeytin ağacı yaşayabilirse yüzlerce yıl sonra hâlâ orada olabilir.
Belki gölgesinde bugün doğmamış bir çocuk oturacak.
Belki o çocuk Akbelen’de yaşananları hiç bilmeyecek.
Bilmesine de gerek yok.
Çünkü bazı mücadelelerin en güzel zaferi, gelecek kuşakların o mücadeleyi vermek zorunda kalmamasıdır.
Bugün Nejla Işık’ın doğum günü.
O yüzden ona yaşını sormayalım.
Başka türlü sayalım yıllarını.
Kurtarılan bir ağacı bir mum sayalım.
Ayakta kalan bir zeytini bir mum.
Akbelen’in üzerinde uçmaya devam eden her kuşu bir mum.
Toprağın altından yeniden çıkan her filizi bir mum…
Sonra hepsini Akbelen’in ortasında hayali bir pastanın üzerine koyalım.
Üflemeye de gerek yok.
Bırakalım yansınlar.
Çünkü bu ülkenin karanlığında toprağını savunan insanların ışığına ihtiyacımız var.
Mitolojide Demeter toprağa yeniden hayat verdiğinde bahar geri dönmüştü.
Akbelen’in de bir gün kendi baharı gelecek mi bilmiyorum.
Ama gelirse, o baharın hikayesini anlatanlar mutlaka şunu da söyleyecek.
Burada bir zamanlar Nejla diye bir kadın vardı.
Toprağını bırakmadı.
Zeytinini bırakmadı.
Köyünü bırakmadı.
İyi ki doğdun Nejla Işık .
İyi ki adın gibi, Akbelen’e ışık oldun.
