İŞTE CİNAYETİN BELGESİ

Bu fotoğraf bir öncesi–sonrası karşılaştırması değil.
Bu bir suç mahalli kaydı.
Bu Bir Fotoğraf Değil, Bir İtiraf
Bu kareye bakıp hâlâ “yatırım”, “kalkınma”, “enerji ihtiyacı” diyen varsa, ya gözleri kördür ya vicdanı.
Akbelen–İkizköy’de olan şey doğa tahribatı falan değil.
Bu, bilinçli bir talan, planlı bir yok ediş, örgütlü bir suçtur.
Solda hayat var.
Zeytin var.
Toprakla kurulan bin yıllık bağ var.
Sağda ise ölüm.
Kökünden sökülmüş ağaçlar, kesilmiş gövdeler, susturulmuş bir coğrafya var.
Ve arkada koca bir yara gibi duran maden çukuru:
Devletin ruhsat verdiği, şirketin işlediği, siyasetin koruduğu bir utanç krateri.
Burada sadece ağaç kesilmedi.
Burada hukuk kesildi.
Burada vicdan kesildi.
Burada “kamu yararı” denilerek halkın geleceği doğrandı.
Zeytinlikleri koruyan anayasa maddeleri, mahkeme kararları, bilirkişi raporları…
Hepsi bu fotoğrafın sağ tarafında gömülü.
Üstüne kepçe geçirilmiş halde.
Ve sonra utanmadan çıkıp diyorlar ki:
“Başka çare yoktu.”
Yalan.
Hep vardı.
Ama çare halktan yana olsaydı, şirketten yana olmazdı.
Çare zeytinden yana olsaydı, kömürden yana olmazdı.
Bu fotoğraf şunu söylüyor:
Devlet, bu toprakta artık hakemin değil tarafın adıdır.
Ve tarafı zeytin ağacı değil, kepçedir.
Akbelen’i savunanlar “çevreci” değil diye küçümsendi.
Köylüler “marjinal” ilan edildi.
Direnenler sürüklendi, coplandı, gözaltına alındı.
Oysa marjinal olan direniş değil, bu talanın normalleşmesidir.
Bu kare tarihe kalacak.
Bugün susanların, görmezden gelenlerin, imza atanların, “ben bilmiyordum” diyenlerin yüzüne çarpılacak.
Ve bir gün biri çıkıp soracak:
“Bu ülke zeytinini neden korumadı?”
Cevap bu fotoğraf olacak.
Sol taraf: Biz neydik.
Sağ taraf: Bize ne yaptılar.
Bu bir haber değil.
Bu bir hesaplaşma belgesidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir