İLKE Mİ, POZİSYON MU?

Datça’da son günlerde tartışılan şey aslında sadece bir kamu arsasının satışı değil.

Belediye meclisinde MHP’li meclis üyesi Serdar Ören’in, “Belediye arsa satarken sessiz kalanlar, iktidar satınca karşı çıkıyor” eleştirisinin ardından Datça Kent Konseyi bugün yazılı bir açıklama yayımladı.

 

Ve bu tartışma ister istemez çok daha derin bir soruyu gündeme taşıdı:

Biz gerçekten ilke mi konuşuyoruz, yoksa siyasi pozisyon mu?”

Datça Kent Konseyi’nin açıklaması dikkatli ve diplomatik bir dille kaleme alınmış.

Metinde özellikle “rant”, “talan” ya da “yağma” gibi sert kavramlardan kaçınılıyor; savunma hattı daha çok kent hafızası, kamusal alan, kültürel ihtiyaç ve halkın nefes alanı gibi kavramlar üzerine kuruluyor.

Açık konuşalım:

Toplum Sağlığı Merkezi için söylenenler doğru.

Orası gerçekten Datça’nın kolektif belleğinde yer etmiş bir alan. Bir dönem sağlık ocağıydı. İnsanların çocukluğu, hastalığı, şifası, bekleyişi ve anıları o binanın duvarlarına sindi. Denize sıfır konumu ve ağaç dokusuyla oranın sıradan bir gayrimenkul gibi görülmemesi son derece anlaşılabilir bir taleptir.

Ancak tam da burada, zihinleri kurcalayan o rahatsız edici soru ortaya çıkıyor.

Kent Konseyi açıklamasında, son iki yılda Datça’da yaklaşık 20 kamu taşınmazının belediye eliyle satışa sunulduğu da açıkça belirtiliyor.

Peki o halde sormak gerekir.

Bu yüksek hassasiyet neden şimdi ortaya çıktı?

Eğer mesele gerçekten kamusal alanı korumaksa, aynı refleks diğer satışlarda neden görülmedi?

Yok eğer her satış kendi içinde özel olarak değerlendirilecekse; hangi objektif ölçüte göre biri “tasarruf”, diğeri “kent hafızasının kaybı” sayılıyor?

Tartışmanın düğümlendiği yer tam da burası.

Çünkü insanlar şunu hissediyor:

Belediye satınca “ihtiyaç”, iktidar satınca “hafıza kaybı” deniyorsa, orada ister istemez siyasi bir seçicilik tartışması doğar.

Bu algı haksız olabilir.

Ama siyasette bazen gerçeklerden çok algıların belirleyici olduğu unutulmamalıdır.

Aslında TSM tartışması bize Datça’nın geleceğiyle ilgili daha büyük bir problemi gösteriyor.

Bu kentte kamusal alanları kim, hangi ölçüte göre koruyacak?

Koruma refleksi, satışı yapanın kimliğine göre mi değişecek, yoksa sarsılmaz ilkelere mi dayanacak?

Çünkü kent hafızası sadece eski bir binadan ibaret değildir.

Asıl hafıza, tutarlılıktır.

Bugün sorguladığınıza dün sessiz kaldığınızda, insanlar binayı değil; sizin samimiyetinizi tartışmaya başlar.

Ve samimiyetini kaybeden bir mücadelenin, kenti koruma gücü de giderek zayıflar.

Belki de bu yazı, iki tarafın da kendisine aynı soruyu sorması içindir:

İlke mi, pozisyon mu?”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir