VURUN ABALIYA

Ne danışmanmış be arkadaş.
Günah keçisi mi, hedef tahtası mı belli değil.
Gelen vuruyor, giden vuruyor.
Üstelik mesele artık siyasi eleştiriyi de aşmış durumda. İşi annesinin etnik kimliğine kadar götüren seviyesiz bir linç dili bile üretildi.
En kutsal değere bile saldırılıyorsa, işte orada durmak gerekiyor.
Muğla’nın sanki tek ve en hayati sorunu Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın özel danışmanı Levent Arkan’mış gibi bir hava estiriliyor.
Sabah kalkılıyor Levent Arkan, akşam yatılıyor Levent Arkan.
Pehlivan tefrikası gibi.
Manşetler, köşe yazıları, yorumlar…
Bir isim üzerinde koparılan bu fırtına, adeta toplumsal bir körleşmenin perdesi haline gelmiş durumda.
Peki, ne yaptı bu kişi?
Cumhurbaşkanına hakaretten ceza aldı. Bugün bu ülkede binlerce vatandaşın, hatta siyasetçinin aldığı cinsten bir ceza.
Başka?
Bir “cinsel taciz” iddiası var; ancak bu mesele henüz mahkeme aşamasında, hukuken kanıtlanmış değil.
Başka bir somut suçlama bilen varsa söylesin.
Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, talan mesela.
Varsa belge, bilgi, gönderin ben yazarım.
Bu satırları bir aklama gibi yorumlayanlar yanılır. Levent Arkan’ı çok tanımam. Üstelik sık eleştirenlerden biri benim. Hatta dilinin ayarı olmadığı, nezaket sınırlarını zorladığı için kendisine bizzat “edep” çağrısında bulundum.
Zaman zaman Ahmet Aras‘ın önüne geçen paylaşımları için “Muğla’yı kim yönetiyor?” sorusunu da ilk yönelten kişiyim.
Ancak mesele şu. Levent Arkan‘ın üslubu bir bardak sudaki fırtınaysa; Muğla‘nın kıyılarındaki talan okyanustur. Ben bardağı savunmuyorum; fırtınanın, okyanustaki dev dalgaları görmemizi engellemesine itiraz ediyorum.
Geçtiğimiz ay Prof.Dr.Şadan Gökovalı‘yı anma etkinliğinden sonra Türkan Saylan‘ın kafeteryasında, iki başkan Ahmet Aras ve Gonca Köksal ile sohbet ettik. Masada Arkan da vardı. Onun yanında, işaret ederek başkan Aras’a sordum.
“Paylaşımları size zarar veriyor kanısındayım. Sürekli gündemde olması sizi rahatsız etmiyor mu? Neden müdahale etmiyorsunuz?”
Cevabı çok netti.
“Farklı fikirleri var. Bizim görmediğimiz detayları görüyor. Bugüne kadar beni yanıltmadı. Levent’e güveniyorum.”
Takdir onundur. Eğer bu takdir yanlışsa hesap vereceği yer sandıktır. Ama bir ismi sürekli hedef tahtasına çivileyip sabah akşam ona ok atmak, gazetecilik değil, olsa olsa gerçek gündemden kaçma konforudur.
Bu şehrin hafızasında Levent Arkan’a gelene kadar o kadar çok karanlık dosya, isim var ki…
Bodrum’da halkın ormanına, hepimizin emanetine kaçak tuvalet yapılırken kimseden tık yok. En üst yargı organı “Bu orman işgalidir” diyor ama kalemler deve kuşu gibi kuma gömülüyor.
Muğla’nın tapulu arazisindeki asırlık zeytinler sökülüp yerine “turizm” maskesiyle beton dökülürken o çok “keskin” kalemler suskun.
Akbelen’deki zulüm, Esra’nın hukuk mücadelesi Levent Arkan’ın paylaşımları kadar manşet olamıyor.
Talan, yağma, rant yaz yaz bitmez.
Ama varsa yoksa Levent Arkan.
Bugün yaşanan şey eleştiriden çok ölçüsüz bir odak kaymasıdır.
Peki, bu çifte standart neden?
Cevabı çok basit.
Çünkü bu ülkede medya için CHP’li bir belediye üzerinden gürültü koparmak son derece “konforlu” ve risksiz bir limandır.
O limanda kimse sabahın köründe kapını çalmaz, bileklerine kelepçe takmaz.
Hedef tahtasına bir “günah keçisi” yerleştirirsiniz; hem muhalif görünürsünüz hem de asıl büyük rant odaklarının ayağına basmamış olursunuz.
Şehrin kapısına devasa bir dozer dayanmış, ormanlarımızı, kıyılarımızı, geleceğimizi yıkıyor. Biz ise kapıdaki danışmanın ayakkabı bağcığının rengini tartışıyoruz. Ayakkabının rengi yanlış olabilir, üslubu çirkin olabilir; ama o ayakkabı tartışılırken dozer içeri girdi bile!
Arkan’ın paylaşımları tartışıldıkça; ormanlar kesilmeye, kıyılar betonlaşmaya devam ediyor.
O yüzden şu soruyu sormanın vaktidir:
Bugün Levent Arkan istifa etse, Muğla’nın talan edilen kıyıları, sökülen zeytinleri, işgal edilen koyları kurtulacak mı?
Eğer cevabınız “Hayır” ise, kendimize şunu soralım.
Gerçekten bir yanlışı düzeltmeye mi çalışıyoruz, yoksa vicdanımızı rahatlatacak bir kurban bulup asıl karanlığa sırtımızı mı dönüyoruz?
Herkes cevabı kendisine versin.

