İFTİRA SAHİBİNE SADIK DEĞİLDİR

Bazı toplumlar kadınları fikirleriyle, projeleriyle, vizyonuyla tartışır. Bazı toplumlar ise kadını susturmak için doğrudan haysiyetine saldırır. Çünkü, bir kadının düşüncesini yenemiyorsan, itibarını katletmek en kestirme yoldur. Türkiye’nin siyasi tarihi bu “itibar suikastlarının” utanç verici arşiviyle doludur.

Bir erkek siyasetçi hakkında sert bir iddia ortaya atıldığında, tartışma genelde “siyasi” bir zeminde, belgeler ve rakamlar üzerinden yürür. Ama hedef bir kadın olduğunda, dosyanın dili bir anda değişir.

Fikirler susar, imalar konuşmaya başlar; politik eleştiriler yerini bel altı vuruşlara bırakır. Çünkü karakter suikastı, fikir üretmekten daha kolaydır. Bu coğrafyanın karanlık akılları bu paslı silahı çok iyi bilir; Kadını susturmanın en hızlı yolu, onu toplumun gözünde “mahcup” etmeye çalışmaktır.

CHP Muğla Milletvekili Gizem Özcan şahsında sahnelenen bu kirli oyun, sadece bir siyasi polemik değil; bu memleketin ahlak terazisinin ne kadar ağır bir hasar aldığının fotoğrafıdır.

​Ortada bir mahkeme kararı yok.

İspat yok.

Belge yok.

Sadece bir ifadeden sızdırılan, insan onurunu hedef alan ağır imalar var.

Ve ne acıdır ki, bazı medya organları bu çamuru kamu yararı için değil, yaranma ve tıklanma iştahıyla servis ediyor.

​Gerçek gazetecilik hakikati arar; oysa bugün yapılan, insanların haysiyetini manşete taşıyarak “pazarlamaktır.” Şu üç soruyu sormayan her kalem, bu suça ortaktır.

Bu bilgi doğru mu?

Bunu yayınlamanın topluma ne faydası var?

Bu haber, bir insanın hayatını geri dönülmez biçimde karartır mı?

Bugün bir kadın siyasetçiyi “iddia var” diyerek fütursuzca itibarsızlaştıranlar, yarın aynı karanlık yöntemin kendi kızlarının, eşlerinin veya kardeşlerinin kapısını çalabileceğini unutuyor.  Oysa iftira, sahibine sadık değildir. Bir gün mutlaka döner, dolaşır ve onu büyüten o zehirli iklimi bizzat boğar.

​En ürkütücü olan ise şu.

Toplumun bir kesimi artık iddianın “doğruluğunu” değil, ne kadar “rezil edici” olduğunu merak ediyor. Dijital meydanlarda hakikat can çekişirken, linç kültürü ışık hızıyla yayılıyor.

Bir toplumun çürümesi, sadece mahkemelerin susmasıyla değil; insanların bir başkasının onuru parçalanırken onu zevkle seyretmeye alışmasıyla başlar.

Oysa bir insanın şerefini korumak sadece ailesinin değil, vicdan sahibi her bireyin görevidir. Susmak, bu haysiyet cellatlığına onay vermektir. Bugün başkasına atılan çamura sessiz kalanlar, yarın üzerlerine sıçrayacak pislikten şikayet etme hakkını kaybederler.

​Çünkü bugün sustuğun iftira, yarın senin mutlak gerçeğin olur.

Bu işin partisi, siyaseti, öylesi, böylesi yok.

Bugün mesele Gizem Özcan değil. Mesele, bu ülkenin insan onurunu koruyup koruyamayacağı.

CHP’li değilim.

Ama Gizem Özcan’ın yanındayım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir