DÖNEMEDİN BE BURAK…

Bir değerli dost daha aramızdan ayrıldı, gitti.

Burak Eldem’i kaybettik.

Acı gerçeği aslında iki ay önce öğrenmiştim. Ortak bir dostumuz Engin Aymete aramıştı. Söylediği cümleyi hala unutamıyorum.

Kendisi bilmiyor ama artık son günlerini yaşıyor.”

 

Telefonu kapattıktan sonra uzun süre ne yapacağımı bilemedim.

Önce Murat Hicyilmaz‘ı aradım, durumu anlattım,

Sonra Burak’ı.

Uzun uzun konuştuk.

İnsan, karşısındaki öleceğini bilmiyorken onunla ne konuşur?

Nasıl konuşur?

Hangi kelimeyi seçer, hangi cümleyi yutar, hangi vedayı içine gömer?

Ben hiçbir şey bilmiyormuşum gibi konuştum.

O da yaşamaya devam edecekmiş gibi…

Datça’yı konuştuk.

Çok özlemişti buraları.

Denizi, sokakları, havasını…

Dönmenin hayalini kuruyordu.

Ben dinledim.

O hayallerini anlatırken, o korkunç cümle zihnimin bir köşesinde duruyordu.

Belki de en ağır olan buydu.

Bir insanın dönüş hayalini dinlerken, onun artık dönemeyebileceğini bilmek…

Ama ölüm denilen o acımasız gerçek, ne yazık ki hayal dinlemiyor.

 

Bugün Burak’ın ölüm haberini alınca aklıma ilk o konuşma geldi.

Sesi…

Datça özlemi…

Döneceği günlere ilişkin kurduğu cümleler…

O telefon konuşması bizim vedamızmış.

Ben bunun farkındaydım.

O değildi.

Burak çok renkli bir insandı.

Gazeteciydi, televizyoncuydu, radyocuydu. Müziğin içindeydi. Eskiçağ tarihinin, gizemlerin ve alternatif tarih araştırmalarının peşinden yıllarca tutkuyla koştu. Ve elbette çok iyi bir yazardı.

2012 Marduk’la Randevu” ile geniş kitlelerin dikkatini çekti. “Fraternis”, “Kayıp Kitaplar, Gizli Kardeşlik” ve “Kozmik Okyanus”tan oluşan Saklı Tarih üçlemesiyle geçmişin karanlıkta kalmış koridorlarında dolaştı.

Seni Tılsımlar Korur”, “Günbatımı Fandango”, “Diren Aklım” ve “Tavuskuşu Güncesi” gibi romanlarıyla başka dünyaların kapılarını açtı.

Çünkü Burak’ın yaşamındaki en büyük tutkularından biri, eskiçağ tarihinin üzeri örtülmüş, sislerin ardında bırakılmış “anomali”lerine cevap aramaktı.

Merak etmekten hiç vazgeçmedi.

Soru sormaktan hiç vazgeçmedi.

Bilinenin arkasında başka bir gerçek olup olmadığını araştırmaktan hiç vazgeçmedi.

 

Onun kitaplarını okurken bazen binlerce yıl geriye gider, bazen gökyüzüne bakar, bazen de bildiğinizi sandığınız tarihten şüphe etmeye başlardınız.

Şimdi Burak gitti.

Yazdıkları kaldı.

Sesi kaldı.

Dostlarının hafızasında bir kahkaha, bir sohbet, yarım kalmış bir cümle kaldı.

Ve bir yer kaldı.

Burak için o yer Datça’ydı.

Çok özlediği, dönmenin hayalini kurduğu Datça…

Dönemedin be Burak.

Çok üzgünüm.

Çok…

Belki de, ömrün boyunca peşinden koştuğun o büyük bilinmezin içindesin.

Belki de yıllarca sorduğun soruların cevaplarını artık biliyorsundur.

Kitaplarında, dostlarının anılarında ve kalplerimizde yaşa.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir