TOPRAĞIN HAFIZASI VE BİR ADALET SORGUSU
Bazı topraklar sadece kök vermez, sadece ağaç yetiştirmez. Bir anne koynu gibi hatıra tutar, bir yankı gibi ses saklar, bir kale gibi direnç büyütür.
Akbelen, artık sadece bir coğrafya parçası değil; bu kadim anlatının ta kendisidir.
Bir orman olmanın ötesinde, yarım bırakılmak istenen ama her şafakta inatla yeniden kurulan, silinmez bir vasiyet cümlesidir.
Akbelen, artık sadece bir coğrafya parçası değil; bu kadim anlatının ta kendisidir.
Bir orman olmanın ötesinde, yarım bırakılmak istenen ama her şafakta inatla yeniden kurulan, silinmez bir vasiyet cümlesidir.
O devasa cümlenin kalbinden bir kadın yürürdü en önde.
Adı Esra.
Bu toprağın ne ilk kalkanı o, ne de son neferi.
Ancak bazı isimler vardır ki; mürekkeple değil, toprağa duyulan sadakatle direnişin hafızasına kazınır.
Esra öyle bir isim.
Şimdi o, soğuk adliye koridorlarında yankılanacak bir duruşmaya çağrılıyor. Taş duvarlar arasında ağır bir karar bekleniyor…
Oysa gerçek hüküm, gökyüzüyle toprak arasında, çoktan verilmiş gibi.
Bir kefede kupkuru dosyalar, ruhsuz imzalar ve sönük mühürler; diğer kefede ise gümüş yapraklı zeytinler, keskin çam kokusu ve çocukluğun çıplak ayakla koştuğu o tozlu yollar…
Adalet, kimi zaman bir mahkeme salonunun kürsüsünde aranır; kimi zaman ise asırlık bir çınarın serin gölgesinde.
27 Nisan, sadece bir takvim yaprağı ya da Esra’nın duruşma günü değil; bir vicdan sınavıdır.
Ve asıl soru, cevabını bekleyen o büyük boşlukta asılı duruyor:
Adalet, o gün nereye uğrayacak?
Resmî salonların soğuk mermerlerine mi…
Yoksa dalları titreyen Akbelen’in kalbine mi?
Bir kefede kupkuru dosyalar, ruhsuz imzalar ve sönük mühürler; diğer kefede ise gümüş yapraklı zeytinler, keskin çam kokusu ve çocukluğun çıplak ayakla koştuğu o tozlu yollar…
Adalet, kimi zaman bir mahkeme salonunun kürsüsünde aranır; kimi zaman ise asırlık bir çınarın serin gölgesinde.
27 Nisan, sadece bir takvim yaprağı ya da Esra’nın duruşma günü değil; bir vicdan sınavıdır.
Ve asıl soru, cevabını bekleyen o büyük boşlukta asılı duruyor:
Adalet, o gün nereye uğrayacak?
Resmî salonların soğuk mermerlerine mi…
Yoksa dalları titreyen Akbelen’in kalbine mi?

