DERİNLERDEN GELEN SES

Anadolu’nun tüm kıyıları, tarihin mavisinde yıkanan kadim bir hafızanın eşiğidir.
Muğla’nın mitolojik hafızası yazar Hamdi Topçuoğlu, “Ahtapot Mori: Batık Şehirler” kitabı ile bizi bu eşikten içeriye, dalgaların melodisiyle sarılmış bir mitolojiye davet ediyor.
Bu eser, bir seyahatnameden öte; suların altında sessizliğe gömülmüş sütunların, amfitiyatroların ve unutulmuş tanrıların yeniden dile geliş hikâyesi.
Ahtapot Mori ve sadık dostu Mandi’nin rehberliğinde çıktığımız bu yolculuk, Teos’un şenlikli kıyılarından Miletos’un akılcı bahçelerine uzanan bir “ruh arkeolojisi.”
Topçuoğlu, Dionysos’un Teos’taki neşesini rüzgârla harmanlıyor; Knidos’un berrak sularında ise güzelliğin ve ışığın peşine düşüyor. Burada taş, sadece bir yapı malzemesi değil; içinde ışığı hapseden ve ancak doğru gözle bakıldığında parlayan bir cevher.
Her durak, mitolojinin tozlu raflarından inip denizin tuzlu serinliğiyle canlanıyor.
Kaunos’un kaya mezarları, Bereket Ana’nın şefkatiyle sarmalanırken; Patara’da sözün gücü, Phaselis’te ise zamanın sonsuz koşusu yankılanıyor.
Kitabın edebi dokusunda doğa, tarihin edilgen bir dekoru değil; bizzat anlatıcısı.
Bilge kaplumbağalar, koruyucu martılar ve denizin derinliklerindeki sakinler, insanoğluna antik çağlardan kalma bir sırrı fısıldıyor.
“Gerçek değer, sahip olmakta değil, korumakta ve hissedebilmektedir.”
“Ahtapot Mori: Batık Şehirler“, geçmişin görkemini bugünün çocuksu merakıyla birleştiren, her bir batık şehri edebi birer imgeye dönüştüren mistik bir serüven. Bu, suyun altındaki sadece taşlar değil, insanlığın ortak rüyası.
Derinlerden bir ses geliyor.
Çünkü deniz susmaz.
Sadece biz dinlemeyi unuturuz.
Ama bazı kitaplar insana yeniden duymayı öğretir.
Bilgisiyle besleyen, sohbetiyle zenginleştiren; bazı projelerde ve etkinliklerde aynı yolu paylaşmaktan büyük mutluluk duyduğum Hamdi Topçuoğlu’na, bu kıymetli kitabı benimle buluşturduğu için teşekkür ederim.

