MUĞLA’DA BAHARIN EN GÜZEL KOKUSUNA ALDANMAYIN

Bildiğiniz hikâyedir.
Ekho ile Narkissos, tanrıların dağı Olimpos’ta yaşarlardı.
Ekho güzeller güzeli bir periydi ama lanetliydi. Tanrıça Hera onu öyle bir cezalandırmıştı ki, duyduğu her sözün yalnızca son kelimelerini tekrar edebiliyordu. Ne bir cümle kurabiliyor ne de kalbindekini baştan anlatabiliyordu.
Bir gün av sırasında dağın yakışıklı delikanlısı Narkissos’u gördü. O an vuruldu.
Ama Narkissos… kendine hayran, başkasında kusur arayan, burnundan kıl aldırmayan bir gençti. Ekho’nun sevgisini küçümsedi.
Ekho’nun aşkı karşılıksız kaldı. Acıdan eridi. Bedeni kayalara dönüştü. Sesi o kayalardan yankılanan titreşimlere… Bugün “eko” dediğimiz yankı, onun yarım kalmış cümleleridir.
Tanrılar bu kadere öfkelendi. Narkissos cezalandırılmalıydı.
Bir gün avda susuzluktan bitkin düşen Narkissos, bir nehir kenarına eğildi. Suda yansıyan yüzünü gördü. O ana kadar kimseyi sevmediği kadar sevdi o görüntüyü. Dokunmak istedi, su dağıldı. Koklamak istedi, ulaşamadı. Tıpkı Ekho gibi, onun da sevgisi karşılıksızdı.
Başını sudan kaldıramadı. Günlerce, haftalarca kendi suretine baka baka ömrünü tüketti. Orada öldü. Bedeni nergis çiçeğine dönüştü.
Bugün kullandığımız “narsist” kelimesi onun adından gelir. Hatta “narkoz” bile aynı kökten doğar; uyuşma, kendine kapanma, dış dünyadan kopma…
Nergis Mart’ta açar. Baharın müjdecisidir.
Ana yurdu İzmir’in Karaburun’udur. Börklüce Mustafa’nın Karaburun’u. Homeros’un rüzgârlı Mimas’ı.
Bu günlerde Muğla’da da açtı nergisler. İki gün güneşi görünce coştular. Sarı beyaz oldu tarlalar. Tepeler, dağlar şimdi mis gibi kokuyordur.
Ama aldanmayın o kokuya…
Çünkü o çiçeğin kökünde bir kendine hayranlık hikâyesi var.
Narkissos’un hikâyesi.
Baharın müjdecisi olabilir.
Ama aynı zamanda insanın kendine yenilişinin de sembolüdür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir