BİR EFSANEDİR SANDRAS

Sandras bugün karla örtülü.
Beyazın altından bir çağ konuşuyor.
Çünkü Sandras yalnızca bir dağ değildir; yükseldikçe inanç olan, yükseldikçe hatırlayan bir zirvedir.
Erenlerin dağıdır Sandras.
Zirvesinde yattığına inanılan Çiçek Baba, yüzyıllardır insanların yolunu buraya düşürür. Binlerce kişi gelir, dua eder, niyet tutar, kurban keser. Bu bir ritüelden öte, şaman köklerinden bugüne uzanan bir hafızadır. Türkmenlerin rüzgârla konuşan, dağla anlaşan kadim geleneği burada hâlâ nefes alır.
Sandras yaşamdır.
Zirvelerinde yüzlerce yıllık anıt karaağaçları durur; kökleri toprağın değil, zamanın içine uzanır. Karaçam ve sığla ormanlarıyla nefes olur ovaya. 750’den fazla bitki türüyle, birçoğu endemik, doğanın yazılmamış ansiklopedisi gibidir bu dağ. Ayı, kurt, karakulak, sıvacı kuşu… Yaban hayatı Sandras’ı yurt bellemiştir.
Sandras kerestedir.
Ama sıradan bir hammadde değil; antik çağlardan beri bilinen bir değer. Strabon bile bu dağın kerestesinden söz eder. Limanlara, gemilere, medeniyetlere omuz vermiştir Sandras’ın ağaçları.
Sandras efsanedir.
Derler ki vaktiyle Sandras Dağı ile Atkuyruksallamaz Dağı kavga etmiş.
Atkuyruksallamaz’ın attığı kayalar Sandras’a ulaşamamış; Sandras’ın attıklarıysa karşı zirveyi yıkmış. Yenilen dağ, yenildiğini kabul etmiş ve “Sen dırazsın” demiş.
O günden sonra adı konmuştur: Sandıraz.
Bazen bir dağın adı, bir gücün değil, bir teslimiyetin itirafıdır.
Şimdi…
Bu mitoloji, bu inanç, bu yaşam; maden uğruna parsel parsel yok edilmek isteniyor. Ruhsatlar dağıtılıyor, zirveler delik deşik ediliyor. Bu yalnızca doğaya değil; efsanelere, inanca, hafızaya açılmış bir yaradır.
Eğer Sandras düşerse,
yalnızca ağaçlar değil,
yalnızca hayvanlar değil,
yalnızca erenler değil,
bir halkın dağla kurduğu kadim bağ da düşer.
Bu yüzden Sandras’ı savunmak, bir çevre meselesi değil;
bir kültür, bir inanç, bir gelecek meselesidir.
Sandras katledilirse,
susmak da bir suçtur.
Direnmek gerekir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir