UFKA YAZILMIŞ BİR İSİM

Bir çocuk düşünün. İstanbul’un rüzgarlı kıyılarında, Caddebostan sahilinde çıplak ayaklarıyla denizin çizgisine basmaya çalışan bir çocuk. Adı Sadun. İçinde tanımlayamadığı bir çağrı var. Sanki ufuk çizgisi onu fısıltıyla çağırıyor. O çocuk büyüdü, büyürken de denizi kalbinin tam ortasına koydu.

Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. İngiltere’ye, Manchester’a gitti, mühendis oldu ama aslında hep denizi düşündü. Çünkü onun mesleği diploma değil, dalgaydı.

Kader onu 1952’de ilk kez açık denizle tanıştırdı. İngiliz arkadaşıyla birlikte Ling adlı küçük bir yelkenliyle okyanusu geçti. İşte o an, denizle yaptığı sözleşme artık geri dönülmezdi.

Yıllar sonra İstanbul’da kendi teknesini yaptırdı: Kısmet.
Ahşap gövdesiyle bir rüyanın beden bulmuş haliydi.
Yanına bir ömürlük yoldaş seçti, Alman asıllı Oda.
Bir de her dalgayı uykusunda hisseden Miço adlı kedileri. 22 Ağustos 1965’te rüzgara emanet ettiler kendilerini, İstanbul’dan yola çıktılar. Rotası olmayan bir yolculuktu bu, bir dünya turu.

Pasifik’in azgın sularında, Hint Okyanusu’nun tuzunda, Karayipler’in sıcağında hep aynı sözü tekrarladılar.

“Pupa yelken!”

1028 gün… 150.000 deniz mili… Ve nihayet 23 Mayıs 1968’de, bir milletin denizcilik hafızasına kazınacak şekilde, Knidos’a ayak basarak vatan toprağına geri döndüler.
Sadun Boro artık yalnızca bir gezgin değil, bir öncüydü. Yelkenlisiyle sadece okyanusları değil, insanların korkularını da aştı.

Ama Boro, denizi sadece geçilecek bir yer olarak görmedi. O, denizi korunması gereken bir canlı gibi sevdi. Gökova’ya yerleşti. Okluk Koyu’na bir denizkızı heykeli dikti. “Doğaya borcumu ödüyorum” dedi. Sahillerin talanına, kıyıların betonuna karşı mücadele etti. Deniz onun evi, ağacı onun kardeşiydi. Şatafattan değil, doğadan yanaydı. Ne çok insan, onun yazılarını okuyarak yelkeni öğrendi. Ne çok çocuk onun sayesinde göğe değil, ufka bakmayı öğrendi.

Hayatının son yıllarını Gökova Körfezi’nde bir katamaranın güvertesinde geçirdi. Ölümcül hastalığı öğrendiğinde de karaya sığınmadı. Çünkü o, ömrü boyunca kara yerine suya inandı.

Ve 5 Haziran 2015’te, Marmaris’te, son kez pupa yelken açtı bilinmeyene. Ama bu kez rotasında dünya değil, sonsuzluk vardı.

Sadun Boro bugün hala yaşıyor. Kalamış’ta, Marmaris’te, Koç Müzesi’ndeki Kısmet’in kokusunda… En çok da rüzgâra yelken açmak isteyen her gencin kalbinde. Çünkü bir hayal kurdu ve o hayalin peşinden gitti. Geride yalnızca bir rota değil, bir yaşam dersi bıraktı.

“Deniz, özgürlük demektir. Ve özgürlük, korkmamakla başlar.” 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir