YETTİN GARİ SARIANA

1522 yılının yaz sıcağında, Osmanlı’nın sarsılmaz hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman, Rodos’un zaptı için yüzbin asker ve yüzlerce gemilik bir heybetle Marmaris’e çıkar. Otağını kurduğu yer şimdilerde Armutalan olarak bilinir; belli ki adı bile fetih hazırlıklarından kalmadır. Rodos’a varınca Kanuni’nin gözü kara şövalyelerden çekinmez ama “Kimin duasına sığınalım?” diye sormadan da edemez. Halkın dilinde bir isim dolanır: Sarıana. Hakkında anlatılanlar epey mistik; kimine göre ermiş, kimine göre doğaüstü güçleri olan bir bilge kadın.

Kanuni, Sarıana’nın yanına varır, elini öper, duasını ister. Rivayet o ki, Sarıana sahip olduğu tek ineğin sütüyle tüm Osmanlı ordusunu doyurur. Bu kadının sıradan olmadığına kanaat getiren Kanuni, “Sarıanam, Rodos bize nasip olur mu?” diye sorar. Sarıana, derin bir nefes alır ve mevsimin armut mevsimi olduğunu hatırlatarak şunu söyler: “Askerlerin torbalarını arat. Bahçelerden çalınmış tek bir armut bulduğun kişiyi sefere çıkarma. Haram yürek taşımayanlarla git; o zaman Rodos senindir.”

Rodos Şövalyeleri ise kolay lokma değildir. Kuşatma uzun sürer, Osmanlı ordusu ağır kayıplar verir. Çevre kazalardan erzak ve asker yardımı gelirken, Datça sessizdir, adeta yok hükmündedir. Rivayet odur ki, Datçalıların gönlü Rodos’tan yanadır. Rodos, Datça için bir geçim kapısı, bir nefes borusudur. Hal böyle olunca, Kanuni’nin yardım çağrısına kulak asmazlar. Padişah, bu umursamazlığı unutur mu? Tabii ki hayır.

Kanuni, Sarıana’dan bir kere daha yardım ister. O da, Rodos Kalesi’nin kara tarafından zorlanmasını tavsiye eder. Kara tarafına yüklenilir ve şövalyeler direnmekte güçlük çeker. Ancak bir gece, savaşın durduğu bir vakitte, şövalyeler Türkleri katletmeye başlar. Anlaşma gereği Osmanlı ordusunun eli kolu bağlıdır. İşte tam o sırada Sarıana sahneye çıkar ve “Tüm horozlar ötsün!” diye dua eder. Adadaki tüm horozlar, vakitsiz bir senfoniye başlar. Türk ordusu bu işareti alır ve savaşa yeniden girişir. Kale düşer.

Fetih tamamlanır ama Kanuni’nin Datça’ya öfkesi dinmez. Araya yine Sarıana girer, padişahı yatıştırır. Ancak Sarıana, Datçalılara öyle bir beddua eder ki, bu beddua adeta tarihe mühür olur:

“Her kim Datçalı, olmasın da bulmasın da,
İki yakası bir araya gelmesin,
Bir cebinden giren öbür cebinden çıksın,
Toprağı yarılsın, beli kurusun,
Cenabetliği abdestle dahi geçmesin…”

O günden sonra Datçalıların kaderi mi değişti, yoksa zaten böyle miydi, bilinmez. Ama ne zaman bir felaket olsa, halk “Yettin gari Sarıana!” diye ah eder durur.

Bir gün yolunuz Marmaris’in Sarıana Mahallesi’ne düşerse, Kanuni’nin yaptırdığı türbeyi ziyaret edin. Bir fatiha okuyun belki; kim bilir, o beddua kalkar da Datça yeniden nefes alır. Yoksa, Datça yine fırtına, sel, kıtlık ile boğuşur durur.
Plansız kentleşme mi, beton istilası mı, rant yönetimi mi, halkın kaderciliği mi yoksa Sarıana’nın kudreti mi, orasını da siz düşünün gari!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir