AYAKKABICI, TÜTÜN İŞÇİSİ, ŞOFÖR…

1929 yılından bir gazete kupürü…
Sarıya dönmüş kâğıt, solmuş yüzler.
Başlık sert:
İzmir’de yakalanan komünistler.”
Altında fotoğraflar.
Tek tek dizilmiş insanlar.
Ve en altta küçük bir detay.
Meslekler.
Kunduracı.
Tütün amelesi.
Matbaa işçisi
Şoför
Gündelik işçi
Silah yok.
Bıçak yok.
Patlayıcı yok.
Suç aleti bir daktilo ve birkaç sayfa kâğıt.Bu, bir dönemin sınıf fotoğrafı.
1929’un Türkiye’sinde “tehlike” kimdi?
Devletin korktuğu kimlerdi?
Bir doktor mu?
Bir zengin mi?
Bir büyük tüccar mı?
Hayır.
Ayakkabı diken adam.
Tütün kıran kadın.
Direksiyon sallayan şoför.
Yani hayatı sırtlayanlar.
Kupürde bir detay daha var:
Dörder kişilik hücreler kurmuşlar, birbirlerini tanımıyorlarmış.”
Bu cümle aslında korkunun cümlesi.
Devletin değil, insanların korkusu.
Demek ki öyle bir dönem ki insanlar yan yana durmaktan bile çekiniyor.
Birbirini tanımadan aynı fikri savunuyor.
Çünkü tanımak tehlikeli, bilmek riskli, konuşmak suç.İzmir
Boşuna değil bu hikâyenin mekânı.
Liman kenti.
Tütünün, emeğin, alın terinin şehri.
Yani fikirlerin önce karınla, sonra kafayla kurulduğu yer.
Peki bugün değişen ne?
İsimler değişti.
Etiketler değişti.
Ama “tehlikeli” görülenler değişti mi?
Bugün de sistemle en çok derdi olanlar kim?
En tepede oturanlar mı?
Yoksa ay sonunu getiremeyenler mi?
Bu kupürdeki yüzlere dikkatli bakın.
Hiçbiri tarih kitaplarına girmedi.
Hiçbiri büyük laflar etmedi.
Ama hepsi bir şeyin işaretiydi:
Bir fikrin, en çok yük taşıyanların omzunda büyüdüğünün.
Değişmeyen şu.
Hayatın ağırlığını taşıyanlar, o yükü sorgulamaya başladığında, her dönem onları susturacak bir isim bulunur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir