ZAMANI YİYEN TANRI
Etrüskler Satre dedi ona.
Romalılar Saturnus.
Helen dünyası Kronos diye isimlendirdi.
Fenikeliler El dediler.
Kartacalılar ise Baal Hammon.
Tanrıların babasıydı.
Zamanın kendisi değil, zamanın acımasız döngüsüydü.
Evren henüz gençken, zaman bir nehirdi.
Düz akmaz, geri kıvrılır, kendi içine düşerdi.
O nehrin kıyısında tek başına duran bir tanrıydı Satürn.
Satürn, zamanı ölçmezdi.
Zamanı yerdi.
Her çağda bir çocuk doğurdu kader ona.
Ve her çocuk, onu devirecek bir geleceğin habercisiydi.
Bunu bilen Satürn, korkunun en eski biçimini seçti:
Geleceği yutmak.
Ama zaman yutulunca yok olmaz.
Zaman, sindirilemeyen bir şeydir.
İçeride çoğalır, sertleşir, keskinleşir.
Gün geldi, Satürn’ün karnında biriken o yutulmuş anlar, sözsüz çığlıklar ve yarım kalmış ihtimaller
bir patlama yaşadı.
Tanrı parçalanmadı ama suçları göğe savruldu.
İşte bugün Satürn’ün etrafında dönen o halkalar,
ne buz parçasıdır sadece, ne de taş yığını.
Onlar yenmiş zamanın kalıntılarıdır.
Her halka, yutulmuş bir geleceğin izi,
susturulmuş bir çocuğun gölgesi,
ertelenmiş bir devrimin kırıntısıdır.
Bu yüzden Satürn uzaktan bakıldığında görkemlidir.
Ama yaklaştıkça ürpertir.
Çünkü o bir gezegen değil, pişmanlığın yörüngesidir.
Astronomlar der ki:
“Satürn’ün halkaları geçicidir, bir gün yok olacak.”
Mitoloji ise şöyle anlatır.
Zaman, kendini yiyenleri affetmez.
Ne kadar büyük olursan ol,
yuttukların bir gün çevrende dönmeye başlar.
Ve insan, teleskopla Satürn’e baktığında
aslında şunu görür:
Geleceği boğmaya çalışan her iktidarın,
eninde sonunda kendi etrafında dönen bir enkaza dönüşmesini.

