KEMAL DEDE’NİN TOPU

Siyasetin o soğuk koridorlarında yankılanan “mutlak butlan” kararı, yukarıdan bakıldığında sadece kılıfına uydurulmuş idari bir tasarruf gibi görünüyor.
Oysa o kararlar aşağıya, hayatın tam ortasına düştüğünde bir balyoza dönüşüyor. Evleri, umutları ve en acısı çocukluk hatıralarını parçalıyor.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’nde Kemal Kılıçdaroğlu döneminin başlamasıyla birlikte 24 personelin işine son verildi.
Buraya kadar olan kısmı, siyasetin alışıldık tasfiye düzeni diye okuyabilirsiniz.
Ama bu kez insanların sırtına öyle bir damga vuruldu ki adına “Kod-29” dediler.
Kağıt üzerinde sıradan bir SGK maddesi…
Gerçek hayatta ise toplumsal infaz.
Ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık” gerekçesiyle işten çıkarılmak demek bu.
Yani sadece maaşını değil, itibarını da kaybetmek.
Kıdem tazminatını, işsizlik maaşını, yeni bir iş bulma umudunu da…

İşte o damgayla baş başa bırakılanlardan biri de Tuğrul Köprülü’ydü.
Hacettepe Üniversitesi mezunu, yabancı dil bilen, yıllarca CHP Parti Okulu’nda çalışmış bir eğitim uzmanı…
Tam 13 yıl boyunca gençlik kamplarında, sosyal demokrasi eğitimlerinde, örgüt içi iletişim çalışmalarında yüzlerce gence dokunmuş bir isimdi.
Ve bir gün…
Ömrünü verdiği binanın önünden geçerken telefonuna o mesaj düştü.

İşveren tarafından iş akdiniz, ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranış gerekçesiyle feshedilmiştir.”

İnsan bazen tek bir mesajla yıkılır.
Tuğrul Köprülü’nün aklına ilk gelen şey ne siyaset oldu ne de makamlar.
Bir soru takıldı zihnine.

Ben ne ahlaksızlık yaptım?”

Çünkü yıllarca Kemal Kılıçdaroğlu ile aynı çatı altında çalışmıştı. Takdir edilmiş, emeği görülmüş, yanında olunmuştu.
Hatta bir bayram günü, siyaset konuşulmayan sıradan bir aile ziyaretinde, Kemal Kılıçdaroğlu küçük oğluna bir top hediye etmişti.
Bir çocuğun hafızasında yer edecek kadar sade, küçük ama kıymetli bir anı…

Şimdi ne değişmişti?
Koltuklar değişince vicdanlar da mı değişiyordu?
Tuğrul Köprülü bilgisayarının başına geçti.
Uzun siyasi cümleler kurmadı.
Kimseyi tehdit etmedi.
Manifesto yazmadı.
Sadece bir babanın kırılmış kalbiyle şu soruyu sordu.

Şimdi ben 5,5 yaşındaki oğluma, Kemal Dede’sinin verdiği topu iade etmemiz gerektiğini nasıl söyleyeceğim?”

İşte bazen siyasetin bütün büyük lafları, tek bir cümlenin altında ezilir.
Adalet nutukları…
Hak, hukuk söylemleri…
Parti sadakati üzerine kurulan o devasa cümleler…
Hepsi…
Bir çocuğun elindeki top kadar ağır gelmez insana.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir