KEHANET MERKEZİ’NDEKİ 2000 YILLIK UYARI

Delphi’ye gidenler geleceği öğrenmek isterdi. Savaş kazanılacak mı, çocuk doğacak mı, şehir ayakta kalacak mı?
Tapınak ise cevap vermeden önce tek bir soru soruyordu.
“Kimsin sen?”
“Kendini bil”, “kendini sev” demek değildi.
“Kendini keşfet” hiç değildi.
Bugünkü gibi bir kişisel gelişim sloganı da değildi.
Aksine, insanın sınırlarını kabul etmesi demekti.
Her şeyi bilemeyeceğini.
Her güce sahip olmadığını.
Bu söz, insanın kibriyle arasına çekilmiş bir çizgiydi.
Çünkü antik Ege’de felaketler çoğu zaman cehaletten değil, kendini tanrı sanmaktan doğardı. Tragedyalar bu yüzden yazıldı.
Kral Oidipus çok akıllıydı ama kendini bilmiyordu.
Sokrates yüzyıllar sonra bu sözü yeniden duyduğunda, onu bir felsefenin merkezine yerleştirdi. Bildiği tek şeyin hiçbir şey bilmediği olduğunu söylediğinde, aslında Delphi’nin kapısında durmuştu hâlâ.
Bilgelik, bilgi birikimi değil; kendi cehaletinin farkında olmaktı.
Bu yüzden “kendini bil” rahatlatıcı değildir.
Rahatsız edicidir.
Çünkü insanı masumiyetinden eder.
Tapınağın eşiğinde yazılı olan bu söz, aslında şunu anlatırdı.
Kendini bilmezsen, başına gelen hiçbir şeyi anlayamazsın.
Belki de bu yüzden, aradan binlerce yıl geçmesine rağmen Delphi hâlâ ayakta duruyor.
Taşları eksik, sütunları kırık ama kapısındaki o cümle hâlâ dimdik:
Kendini bil.
Romalılar bu sözü çok benimsediler.
“Nosce te ipsum” dediler.
Bu ifade, “Kendini bil” sözünün Roma düşüncesindeki yankısıydı ve anlamı yine aynı sert uyarıyı taşıyordu.
“Kendinle yüzleşmeden dünyayı anlamaya kalkma.”

