DEMOKRASİDE HER ÇIĞLIK MEŞRUDUR

Bodrum Yurttaş İnisiyatifi’nin başlattığı “Kemal Kılıçdaroğlu’nu İstemiyoruz” imza kampanyası, sadece Bodrum’un değil, kısa sürede tüm Türkiye’nin gündemine oturdu. Ulusal çapta büyük bir tartışma dalgası yaratan bu girişime çoğunluk destek verirken, kimileri sert tepki gösterdi. Hatta bu demokratik hakkı “suç” olarak nitelendirenler bile çıktı.

​Oysa bu tartışmayı içi boş sloganlar üzerinden değil; hukuk, özgürlük ve demokrasi ekseninde yürütmek gerekir.

Öncelikle ortada gizli saklı ya da yasa dışı bir faaliyet yok. Kampanya, Bodrum Kaymakamlığı’ndan gerekli yasal izinler alınarak, tamamen hukuki bir zeminde yürütülüyor. Devletin bilgisi ve onayıyla gerçekleştirilen bir sivil toplum hareketini “suç” diye itham etmek, hukuki değil, tamamen fanatik ve siyasi bir refleksin ürünüdür.

​Üzerinde durulması gereken ikinci ve en önemli nokta ise şu.

Bu kampanyayı düzenleyenler, “Kemal Kılıçdaroğlu Bodrum’a gelemez“, “Burada siyaset yapamaz” ya da “Onu buraya sokmayacağız” gibi faşizan bir dil kullanmıyor. Ortada bir engelleme veya fiziki tehdit yok.

​Söylenen şey gayet net, medeni ve yalın:

Seni istemiyoruz.”

​Bu ifade; demokratik toplumlarda bireylerin, siyasi aktörlere yönelik ortaya koyduğu en temel politik tavırdır. Seçmen sadece sandıktan sandığa konuşan bir figür değildir; dilekçeyle, imzayla, protestoyla ve barışçıl açıklamalarla da fikrini beyan eder. Demokrasinin asıl varlık sebebi de bu hakkı korumaktır.

​Asıl analiz edilmesi gereken nokta, kampanyanın gördüğü yoğun toplumsal ilgi. Sadece beş gün içinde 15 bin insanın aynı çağrı etrafında birleşerek imza vermesi, küçümsenecek veya geçiştirilecek bir gelişme değil. Karşımızda duran bu sosyolojik tablo karşısında yapılması gereken; imza veren insanları suçlamak, aşağılamak ya da yok saymak değildir.

​Siyaset, toplumsal dalgaları ve mesajları doğru okuma sanatıdır. Eğer bir siyasetçi hakkında on binlerce insan tek bir ağızdan “Seni istemiyoruz” diyebiliyorsa; sorgulanması gereken şey o insanların demokratik hakkı değil, onları bu noktaya getiren sebeplerdir.

​Bu temel sorunun cevabını aramak yerine, haberi yapan gazetecileri hedef göstermek ya da kampanyayı “densizlik“, “aymazlık” gibi sığ kelimelerle mahkum etmeye çalışmak gerçeği değiştirmez. Toplumsal tepkiyi halının altına süpürmeye çalışmak, o tepkiyi ortadan kaldırmaz; aksine büyütür.

Demokrasilerde alkış ne kadar meşruysa, protesto da o kadar meşrudur. “Yanındayız” demek ne kadar haksa, “Yanında değiliz” demek de o kadar haktır. Kılıçdaroğlu’nu destekleyenler de, eleştirenler de görüşlerini aynı özgürlük ortamında ifade edebilmelidir. Çünkü demokrasinin özü, sadece hoşumuza giden senfonileri dinlemek değil; hoşumuza gitmeyen sesleri de olgunlukla duyabilmektir.

​Bugün tartışılması gereken, “İstemiyoruz” diyenlerin konuşma hakkı değil. Asıl tartışılması gereken; neden on binlerce insanın bu çığlığı atma ihtiyacı duyduğudur.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir