BİR DOKUNUŞ

 

Bazen koca bir organizasyondan geriye tek bir an kalır.

Bir ses.

Bir görüntü.

Bir insan.

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras‘ın 2,5 yıllık çalışmalarının anlatıldığı tanıtımdan benim aklımda ilk kalan İpek Nisa Göker oldu.

12 yaşında.

Doğuştan görme engelli.

Piyanist ve besteci.

Muğla Büyükşehir Senfoni Orkestrası sahnede, İpek Nisa piyanonun başında…

İlk notalarla birlikte salon sustu.

Sonra o küçücük kız, koca salonu avucunun içine aldı.

Üstelik İpek Nisa’nın sahneye çıkacağı önceden duyurulmamıştı.

Afişlerde onun adıyla insan çağrılmamış, “İpek Nisa geliyor” denilerek bir beklenti yaratılmamıştı.

Sürprizdi.

Muğla’nın büyük bölümü birkaç dakika öncesine kadar onu tanımıyordu.

Sahneye çıktı.

Çaldı.

Ve gecenin gündemi oldu.

İşte bazen bir dokunuş böyle bir şey.

Sonradan işin perde arkasını öğrendim.

Organizasyon hazırlanırken çeşitli sanatçı isimleri gündeme gelmiş.

Ünlü bir sanatçı getirelim, salon dolsun” diyenler olmuş.

Aslında büyük organizasyonların bilinen formülüdür bu.

Ünlü isim gelir.

Afişe fotoğrafı konur.

Günler öncesinden duyurulur.

İnsanlar o isim için gelir.

Bu kez öyle yapılmamış.

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras‘ın özel danışmanı Levent Arkan, İpek Nisa konusunda ısrar etmiş.

Üstelik onu organizasyonun reklam malzemesi haline getirmek yerine sürpriz olarak sahneye çıkarmayı tercih etmişler.

Riskli bir tercih.

Çünkü ortada salonu doldurmak için kullanılabilecek ünlü bir isim yok.

Sonuç?

Salon yine doldu.

Hatta taştı.

İpek Nisa sahneye çıktığında ise gecenin havası değişti.

Ve lansmanın ardından konuşulan isimlerden biri, Muğla‘nın birkaç saat önce neredeyse hiç tanımadığı 12 yaşındaki bir piyanist oldu.

Levent Arkan, Muğla’da tartışılan bir isim.

Özellikle üslubu nedeniyle çok eleştirildi, eleştiriliyor.

Bunları yok saymanın anlamı yok.

Beni bu mesleğe  yönelten, hocam pusulam Şadan Gökovalı’nın beynime kazıdığı mesleki bir ilke var.

Doğruyu alkışlamazsan, yanlışı eleştiri hakkın olmaz.”

Gazetecilikte insanlara peşinen iyi ya da kötü diye mühür vurursanız, bir süre sonra yapılan işe değil, yapan kişiye bakmaya başlarsınız.

O zaman da terazinin ayarı kaçar.

Eleştirilecekse eleştiririz.

Ama hakkını teslim etmek gereken yerde de teslim ederiz.

İpek Nisa tercihi bunlardan biri.

Arkan’ın daha önce kentteki kaçak reklam panolarının önünün kesilmesi konusunda gösterdiği tavır da öyleydi.

Şimdi buna bir yenisi eklendi.

Çünkü Ipek Nisa’nın sahneye çıkması sadece başarılı bir sanatçı tercihi değildi.

Başka bir şey daha söylüyordu:

Kültür politikası, sadece ünlüyü getirip kalabalığa alkışlatmak değildir.

Bazen henüz yeterince tanınmayan bir yeteneği bulup onun önündeki perdeyi açmaktır.

Hem de bunu günler öncesinden pazarlamadan…

Konserin sonunda İpek Nisa‘ya çiçekler verildi.

Alkışlandı.

Ama bana kalırsa o gece asıl hediyeyi İpek Nisa Muğla’ya verdi.

Muğla onu tanımıyordu.

Şimdi tanıyor.

Belki aylar sonra o lansmanın rakamlarının birçoğunu hatırlamayacağız.

Kaç kilometre yol yapıldığını, kaç milyon lira yatırım açıklandığını birbirine karıştıracağız.

Ama piyanonun başındaki turuncu elbiseli o küçük kızı hatırlayanlar olacak.

İşte bazen koca bir organizasyonun hafızada kalması için milyonluk prodüksiyonlardan daha önemli bir şey gerekir.

Doğru insanı bulmak.

Doğru anda sahneye çıkarmak.

Ve bazen onu son ana kadar saklamak.

Kısacası:

Bir dokunuş.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir