YA İÇİMİZDEKİ EŞKIYALAR?
Muğla, iki gün önce sıradan bir adli vakayla değil, organize bir saldırıyla sarsıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın danışmanı Levent Arkan, sokak ortasında kurulan açık bir pusuyla darp edildi. Bu, plakasız motosiklet, kesilen yol, muşta… Bu bir anlık öfke değil, planlı, organize ve gözdağı içeren bir saldırıydı.
Muğla Cumhuriyet Savcılığı ve Muğla Emniyeti’nin hızlı müdahalesiyle saldırganlar ve onlara yardım edenler yakalandı, tutuklandı.
Devlet refleksi yerindeydi. Verilen mesaj açıktı: Muğla’da sokak adaleti kurulamaz. Eşkiya bu kente hükmedemez.
Ama asıl konuşmamız gereken mesele, saldırının kendisi kadar sonrasında yaşanan utançtır.
Olay henüz sıcakken, görgü tanıkları bile tam olarak dinlenmemişken, bazı yerel medya mecralarında “haber” adı altında bir hikâye servis edildi. Sözde neden belliydi:
“Levent Arkan saldırganlara küfür ettiği için darp edildi.”
Bu cümle bir bilgi değildi.
Bu cümle bir yargıydı.
Bu cümle, gazetecilik değil, algı üretimiydi.
Olay yerindeymiş gibi yazıldı. Tanık dinlemiş gibi anlatıldı. Soruşturmanın yerine hüküm kondu. Daha ilk saatlerde okurun zihnine şu fısıldandı: “Aslında o da suçlu.”
Yani saldırı, bir anda meşrulaştırılmaya çalışıldı.
Oysa çok geçmeden gerçek ortaya çıktı:
Ne küfür vardı,
Ne hakaret,
Ne de “karşılıklı kavga”.
Ortada tek taraflı, organize bir saldırı vardı.
İşte tam da burada durup sormak zorundayız:
Bir gazetecinin görevi nedir?
Güçlüden yana saf tutmak mı, yoksa gerçeğin peşinden gitmek mi?
Şiddeti sorgulamak mı, yoksa mağduru peşinen zan altında bırakmak mı?
Belediye Başkanıyla, danışmanıyla ya da siyasetle hesabın olabilir. Eleştirebilirsin, yazabilirsin, sorgulayabilirsin. Nitekim Levent Arkan’ın meslektaşımız Özcan Özgür’ü hedef alan tutumunu, geçmişte hep birlikte ve en ağır biçimde eleştirdik. O tartışmada haklı olan gazetecilikti, haksız olan ise Arkan’dı. Bu konuda kimsenin tereddüdü yok.
Ama bugün mesele bu değil.
Bugün mesele, siyasi pozisyonlar üzerinden, bir insanın sokak ortasında darp edilmesini meşrulaştırmaya kalkışmak. Kim olursa olsun, ne söylemiş olursa olsun; hiçbir somut kanıt yokken, “hak etti” imasıyla şiddeti gerekçelendiremezsiniz. Bunu yaptığınız anda gazetecilikten çıkarsınız; şiddetin, iftiranın ve ahlaki çöküşün ortağı olursunuz.
Şehir eşkıyaları tutuklandı.
Ama ya kalemini muştaya çevirenler?
Ya yalanı haber, iftirayı bilgi gibi sunanlar?
Ya şiddeti perdeleyen, gerçeği çarpıtan, sorumluluğu olmayan cümlelerle kamuoyunu zehirleyenler?
Muğla bu sınavdan devlet olarak geçti.
Ama medya olarak geçebildi mi?
Asıl soru hâlâ ortada duruyor.
Eşkıya cezaevinde.
Peki ya içimizdeki eşkıyalar?
.
