OSMANAĞA KOYU’NDA BİR TABELA

Anayasa, kıyılar meselesini tek bir cümleyle mühürlemiştir:
“Kıyılar herkesindir.”
Ancak biz o cümleyi unuttuk. Belki de sistemli bir şekilde unutturulduk. Bir sabah uyandığımızda kıyıların tel örgülerle kuşatıldığını, şezlonglarla parsel parsel bölündüğünü ve her bir adımın tarifelendirildiğini gördük. Sonra bir gün, bir koyun girişine o meşhur tabela dikildi:
“Halk Plajı.”
Kendi evimize girmek için izin almışçasına bu tabelayı alkışladık.
Oysa alkışladığımız şey bir kamu hizmeti değil; gasp edilen bir hakkın, küçük bir parçasının “bağış” gibi bize geri iade edilmesiydi.
“Kıyılar herkesindir.”
Ancak biz o cümleyi unuttuk. Belki de sistemli bir şekilde unutturulduk. Bir sabah uyandığımızda kıyıların tel örgülerle kuşatıldığını, şezlonglarla parsel parsel bölündüğünü ve her bir adımın tarifelendirildiğini gördük. Sonra bir gün, bir koyun girişine o meşhur tabela dikildi:
“Halk Plajı.”
Kendi evimize girmek için izin almışçasına bu tabelayı alkışladık.
Oysa alkışladığımız şey bir kamu hizmeti değil; gasp edilen bir hakkın, küçük bir parçasının “bağış” gibi bize geri iade edilmesiydi.

AKP Muğla Basın Grubu gönderdi bu görselleri.
Göcek’teki Osmanağa Koyu için hazırlanan o parıltılı tabelaya bir bakın:
“Ücretsiz duş, ücretsiz tuvalet, güvenli sahil, temiz kıyı…”
Dışarıdan bakıldığında her şey kusursuz. Olması gereken, medeni bir standart. Fakat o tabelada asıl yazması gereken ama özenle gizlenen bir cümle var:
“Burası aslında zaten sizindi.”
Tam bu noktada, o can yakıcı soruyu sormak zorundayız.
Eğer burası “Halk Plajı” ise, geri kalan uçsuz bucaksız kıyılar kimin?
Tam bu noktada, o can yakıcı soruyu sormak zorundayız.
Eğer burası “Halk Plajı” ise, geri kalan uçsuz bucaksız kıyılar kimin?
Aynı gökyüzü altında iki farklı kıyı rejimi mi yaşıyoruz?
Bir tarafta kağıt üzerinde duran Anayasa: “Kıyılar kamunundur.”
Diğer tarafta fiili uygulama: Girişi kapatılan koylar, özel işletmelere tapulanan sahiller ve karadan yolu kesilip denizden yaklaşanı “özel mülk” diyerek çeviren alanlar…
Anayasa’nın hükmü mü daha büyük, yoksa bir işletmenin tabelası mı?

Kimse ücretsiz duşa, hijyenik bir tuvalete veya düzenli bir sahile karşı değil. Aksine, kamu bu konforu sağlamakla yükümlü.
Ancak asıl mesele konfor değil, erişimdir.
Aynı gökyüzü altında iki farklı kıyı rejimi mi yaşıyoruz?
Bir tarafta kağıt üzerinde duran Anayasa: “Kıyılar kamunundur.”
Diğer tarafta fiili uygulama: Girişi kapatılan koylar, özel işletmelere tapulanan sahiller ve karadan yolu kesilip denizden yaklaşanı “özel mülk” diyerek çeviren alanlar…
Anayasa’nın hükmü mü daha büyük, yoksa bir işletmenin tabelası mı?

Kimse ücretsiz duşa, hijyenik bir tuvalete veya düzenli bir sahile karşı değil. Aksine, kamu bu konforu sağlamakla yükümlü.
Ancak asıl mesele konfor değil, erişimdir.
Halkın kıyıya ulaşma hakkı, bir “sosyal hizmet” ambalajıyla pazarlanabilir mi?
Bir hakkı önce daraltıp, nefes alınamaz hale getirip, sonra küçük bir aralığı “ücretsiz” diye sunmak; bir lütuf değil, bir yönetim tercihidir.
Osmanağa Koyu’ndaki tabela güzel olabilir ama o tabelanın gölgesinde büyüyen soru çok daha büyük.
Halk gerçekten kıyıların sahibi mi, yoksa sadece kendine “izin verilen” yerlerde mi vatandaş olabiliyor?
Çünkü mesele tek bir koy ya da bir tabela değil.
Mesele, hukukun üstünlüğü mü, yoksa işgalin sürekliliği mi?
Bir hakkı önce daraltıp, nefes alınamaz hale getirip, sonra küçük bir aralığı “ücretsiz” diye sunmak; bir lütuf değil, bir yönetim tercihidir.
Osmanağa Koyu’ndaki tabela güzel olabilir ama o tabelanın gölgesinde büyüyen soru çok daha büyük.
Halk gerçekten kıyıların sahibi mi, yoksa sadece kendine “izin verilen” yerlerde mi vatandaş olabiliyor?
Çünkü mesele tek bir koy ya da bir tabela değil.
Mesele, hukukun üstünlüğü mü, yoksa işgalin sürekliliği mi?

