ORTAK AKIL MI, SEÇİCİ DİALOG MU?

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Menteşe Çalıştayı’nda siyaset ve basınla ilişkileri üzerine dikkat çekici cümleler kurdu.
“Karşılıklı anlayış”, “empati”, “eleştiri hakkı”, “kutuplaşmayı yıkmak”…
Demokrasinin ders kitaplarına girecek kadar doğru ve olması gereken sözlerdi.
Gerçekten de siyaset ile basın arasındaki ilişki bir güç mücadelesi değil; bir denge meselesidir.
Basın sorar.
Siyaset cevap verir.
Basın eleştirir.
Siyaset kendini anlatır.
Kimse alınmaz. Kimse yüceltilmez.
Teoride böyle.
Ancak söz ile pratik arasındaki mesafe, demokrasinin gerçek sınavıdır.
Aras‘tan birkaç gün sonra CHP Muğla İl Örgütü, “Muğla İçin Sahadayız, Ortak Akılla Geleceğe Yürüyoruz!” sloganıyla sivil toplum kuruluşlarını ve meslek örgütlerini ziyaret etti.
Liste kabarık, temas yoğun, fotoğraflar güçlü.
Demokrasi adına olumlu bir tablo.
Fakat dikkatimi çeken bir detay var.
Muğla’daki gazetecilik örgütlerinin sadece biri ziyaret edilirken, diğer iki meslek kuruluşunun kapısı neden çalınmadı?
Biri benim de üyesi olduğum Muğla Gazeteciler Cemiyeti.
Diğeri Muğla Gazeteciler ve Yazarlar Derneği.
Liste kabarık, temas yoğun, fotoğraflar güçlü.
Demokrasi adına olumlu bir tablo.
Fakat dikkatimi çeken bir detay var.
Muğla’daki gazetecilik örgütlerinin sadece biri ziyaret edilirken, diğer iki meslek kuruluşunun kapısı neden çalınmadı?
Biri benim de üyesi olduğum Muğla Gazeteciler Cemiyeti.
Diğeri Muğla Gazeteciler ve Yazarlar Derneği.
Araştırdım.
Ne randevu talebi.
Ne bir temas girişimi.
Ne randevu talebi.
Ne bir temas girişimi.
Ne de ziyaret var.
Bu bir unutkanlık mı?
Takvim çakışması mı?
Yoksa tercih, meslek örgütünün isminin başında “Büyükşehir” yazması mı?
Bu bir unutkanlık mı?
Takvim çakışması mı?
Yoksa tercih, meslek örgütünün isminin başında “Büyükşehir” yazması mı?
Ya da bu iki meslek örgütü basına yasak koyması nedeniyle CHP’li Datça Belediye Başkanı Aytaç Kurt‘u eleştirdikleri için mi ziyaret edilmedi?

Eğer “ortak akıl” deniyorsa, akıl seçici olabilir mi?
Eğer “kutuplaşmayı yıkacağız” deniyorsa, diyalog listesinin dışında bırakılanlar neyi temsil ediyor?
Demokrasi sadece destek verenlerle kurulan temas değildir.
Asıl demokrasi, eleştirenle kurulan ilişkidir.
Basın söz konusu olduğunda mesele daha da hassaslaşır. Çünkü basın örgütleri arasında hiyerarşi kurulmaz.
“Makbul” ve “mesafeli” ayrımı yapılmaz.
Yapıldığı anda, empati söylemi yara alır.
Cumhuriyet Halk Partisi Muğla İl Örgütü bu tercihi nasıl açıklıyor?
Bir planlama hatası mı?
Yoksa görünmeyen bir tasnif mi?
Eğer “kutuplaşmayı yıkacağız” deniyorsa, diyalog listesinin dışında bırakılanlar neyi temsil ediyor?
Demokrasi sadece destek verenlerle kurulan temas değildir.
Asıl demokrasi, eleştirenle kurulan ilişkidir.
Basın söz konusu olduğunda mesele daha da hassaslaşır. Çünkü basın örgütleri arasında hiyerarşi kurulmaz.
“Makbul” ve “mesafeli” ayrımı yapılmaz.
Yapıldığı anda, empati söylemi yara alır.
Cumhuriyet Halk Partisi Muğla İl Örgütü bu tercihi nasıl açıklıyor?
Bir planlama hatası mı?
Yoksa görünmeyen bir tasnif mi?
Bu sorular kişisel değil, ilkeseldir.
Çünkü basın özgürlüğü sadece “eleştiri hakkını kabul etmekle” değil; eleştirebilecek herkesi muhatap almakla mümkündür.
Aksi halde ortaya şu tablo çıkar:
Sözlerde empati, listelerde eleme.
Oysa demokrasi, çalmayan kapıların arkasında sınanır.
Şimdi cevap bekleyen soru şu.
Ortak akıl gerçekten herkesle mi kurulacak, yoksa seçilmiş akıllarla mı?
Aksi halde ortaya şu tablo çıkar:
Sözlerde empati, listelerde eleme.
Oysa demokrasi, çalmayan kapıların arkasında sınanır.
Şimdi cevap bekleyen soru şu.
Ortak akıl gerçekten herkesle mi kurulacak, yoksa seçilmiş akıllarla mı?

