ALİM KARACA’NIN AÇIKLAMASI VE MEDYA ETİĞİ TARTIŞMASI
Fethiye Belediye Başkanı Alim Karaca’nın “Her ay maaşımı yaşasınlar diye yerel basına dağıtıyorum” sözleri, Muğla medyasında bir tartışmayı tetikledi. Kimileri bunu takdirle karşıladı, kimileri ise sakıncalı buldu. Fethiye Haber Merkezi’nden genç bir meslektaşın şu cümlesi tartışmanın ruhunu özetliyor.
“Basın yaşasın diye atılan her adım kıymetlidir.”
Karaca’nın açıklaması, sürekli olarak “iyi niyet”, “fedakârlık”, “alkışlanacak duruş” gibi kavramlarla ahlaki bir düzleme çekiliyor.
Keşke mesele bu kadar basit olsaydı.
Bu bir niyet, ahlak tartışması değil.
Bu bir etik tartışması.
Gazetecilik, iyi niyetle korunmaz.
Fedakârlıkla da.
Cebinden verilen parayla hiç korunmaz.
Gazeteciliği ayakta tutan şey duygu değil, bağımsızlıktır.
Bir gazeteci destek alıp eleştiri yazabiliyor olabilir. Bu, sistemin sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Çünkü gazetecilikte asıl tehlike yazılanlar değildir, yazılamayanlardır.
Oto-sansür sessizdir. Kayıtlara geçmez. İstatistiği tutulmaz. Ama her zaman oradadır.
Bugün baskı yok olabilir.
Ama etik, bugüne göre yazılmaz.
Etik, yarın kötü niyetli biri geldiğinde de işleyecek şekilde inşa edilir.
Demokrasi de böyledir.
Herkesin iyi olduğu varsayımıyla değil, iyi niyetin bittiği yerde de ayakta kalabilsin diye vardır.
Bu yüzden diyoruz ki:
Basın yaşamalıdır.
Ama siyasetçinin maaşıyla değil.
Sermayenin lütfuyla hiç değil.
Halkın haber alma hakkıyla yaşamalıdır.
Gazeteci, destek aldığı kişiye değil,
hesap sorduğu kişiye bakarak yazabilmelidir.
İyi niyet alkışlanabilir.
Ama gazetecilik alkışla değil, mesafeyle korunur.
Bu bir kişiye karşı yazılmış bir metin değil.
Bu, mesleğin kendisini koruma çağrısı.
Çünkü basın nefes alamazsa,
şehirler de, demokrasi de nefes alamaz.
Ve gazetecilik, ancak kimseye borçlu olmadığında gerçekten yaşayabilir.

