AHMET ARAS DEĞİL, SAVCILAR VE MUĞLA BASINI GÖREVE

Türkiye’de son yıllarda tuhaf bir gazetecilik biçimi yaygınlaşıyor. Adına “soru sormak” deniyor; ama bu sorular cevap aramak için değil, şüphe üretmek için soruluyor. Ortada doğrulanmamış iddialar var. Kaynağı sosyal medya. İspatı yok, yargı süreci yok. Ama manşet var, ima var, zan var. Ardından da o tanıdık cümle geliyor: “Biz kimseyi suçlamıyoruz.
Oysa herkes biliyor:
Bir iddiayı kamuoyuna taşıdığınız anda artık sadece soru sormuş olmazsınız. Toplumsal hafızaya bir gölge düşürürsünüz. Burada durup sormak gerekir: Bu gerçekten gazetecilik mi, yoksa dedikodunun kamusal dolaşıma sokulması mı?

Bodrum Sıcak Haber adlı internet sitesinde, Selim Turan imzasıyla yayımlanan bir yazıyı okudum. Açıkçası dilim tutuldu. Öyle bir metin ki, insanın mesleğinden utanası geliyor. Başlık şu: “İddialar var, sorular var, söz sırası Ahmet Aras’ta.
İddia ne?
Bir kişinin attığı bir tweet.
Tweetin içeriği tamamen kanıtsız, ayrımcı ve hukuken sonuç doğurabilecek nitelikte. Paylaşımda, “Muğla Büyükşehir’de eşcinsel danışmanlar varmış” deniliyor.
Mış.
Bu tek paylaşımdan bir “destan” çıkarılıyor ve doğrudan Ahmet Aras’a sesleniliyor: “Cevap ver.”
Bu gazetecilik değil; akıl tutulmasıdır.
Üstelik sadece etik bir sorun da değildir. Kişilik haklarını zedeleyebilecek, ayrımcı ve hukuka aykırı bir yayın pratiğidir.
Bu noktada görev Ahmet Aras’ta değil, savcılardadır.
Eğer ortada kamuoyunu ilgilendiren ciddi bir suç iddiası varsa, bunun adresi köşe yazıları ve imalı sorular değil; savcılık dosyalarıdır. Hukuk gecikmemeli, yargı bu tür yayınlar karşısında refleks göstermelidir.
Ama bu da yetmez.
Muğla’da faaliyet gösteren basın kuruluşlarının da sorumluluğu var. Meslek etiğini ayaklar altına alan bu tür örnekler karşısında susmak, onları dolaylı olarak meşrulaştırır. Gazetecilik mesleğinin içindeki bu ayrık otlarını teşhir etmek ve kınamak, asıl meslektaşların görevidir.
Peki Ahmet Aras ne yapmalı?
Ben olsam, vakit kaybetmeden hukuki yollara başvurur, yargı sürecini işletirim. Çünkü suskunluk, bu yöntemi cesaretlendirir.

Bir not daha.
Diyelim ki iddia doğru…
Bu tartışmanın en rahatsız edici yönü, insanların cinsel yönelimleri üzerinden zan altında bırakılmasıdır. Bir kişinin eşcinsel, heteroseksüel ya da başka bir yönelime sahip olması ne bir suçtur ne de kamusal görev açısından sorgulanacak bir “kusur”dur.
Cinsel yönelimi ima yoluyla bile suçlama malzemesi hâline getirmek, gazetecilik değil; ayrımcılıktır. Bu dil hem hukuka hem de basın etiğine aykırıdır. Basın, kamusal ahlakın bekçisi değil; kamusal hakların savunucusu olmak zorunda.

Gazetecilik, kanıtsız imalarla hedef göstermek değil; varsa suçu belgeyle ortaya koymak, yoksa insan onurunu korumaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir