ACI ÇEKMEK ÖZGÜRLÜKSE

Tarih: 3 Mayıs 1991.
Windhoek.
Uzun masaların ortasında bir kadın yere çökmüş.
Elinde mikrofon.
Masada basın özgürlüğü konuşuluyor, o kadın bir basın emekçisi.
Çağına tanık oluyor.
Tarihi kayda alıyor.
Peki nedir o kayda alınan?

1980’lerin sonu…
Dünya iki kutuplu bir uykudan uyanıyordu. Soğuk Savaş çözülürken, ideolojilerin gürültüsü yerini belirsiz bir sessizliğe bırakıyordu.
O sessizlik, Afrika’da yıllarca bastırılmış seslerin yankılanmaya başladığı bir aralığa dönüştü.
Birçok Afrika ülkesinde tablo aynıydı:
Tek parti yönetimleri, “hakikat” diye sunulan resmi söylemler, mikrofonu sadece iktidara uzatan yayınlar…
Basın, kamunun gözü değil, devletin sesi olmuştu.
Gazetecilik; soru sormak değil, açıklama yayınlamaktı.
Ama zemin kayıyordu.

Berlin Duvarı’nın yıkılışının ardından Afrika’da rüzgâr yön değiştirdi.
Ekonomik krizler, büyüyen toplumsal talepler ve genç gazetecilerin cesareti, tek sesli düzeni çatlatmaya başladı.
Ve sahneye bir şehir çıktı:
Windhoek.
Namibya, sömürgeciliğin ve apartheid’ın gölgesinden yeni çıkmıştı.
Henüz bir yaşındaydı.
Ama kıtanın en eski sorunlarından birini masaya yatırıyordu: basın özgürlüğü.
Gazeteciler, editörler, medya temsilcileri…
Bir araya geldiler.
Bu bir toplantı değildi.
Bu, yılların suskunluğundan sonra kurulan ilk yüksek cümleydi.

Biz, devletin değil, halkın sesiyiz.”

Ve o cümle tarihe Windhoek Deklarasyonu olarak geçti.
Deklarasyonun özü basitti ama sarsıcıydı.
Bağımsız medya olmadan demokrasi olmaz.
Basın, devletten ve baskıdan özgür olmalıdır.
Çoğulculuk, demokrasinin şartıdır.
Gazeteci korunmalıdır.
O gün, 3 Mayıs
Bugün, Dünya Basın Özgürlüğü Günü.

Aradan 36 yıl geçti.
Peki…
Bugün bizde basın özgür mü?
Sansür yok mu?
Baskı yok mu?
Şiddet yok mu?
Masaların ortasında yere çöken o kadın, o gün tarihin sesini kayda aldı.
Bugün, o sesin ne kadarının susturulduğunu tartışıyoruz.
Şairin dediği gibi:
Acı çekmek özgürlükse,
özgürüz hepimiz.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir