11 MAYIS 1919: DATÇA İŞGAL ALTINDA

Bazı kentlerin tarihi taşlara yazılır.

Bazılarınınki ise sessizliğe…

Datça uzun yıllar boyunca sadece güneşin, bademin, denizin ve Knidos Antik Kenti’nin yurdu diye anlatıldı. Oysa bu yarımada, bir asır önce Akdeniz’de büyüyen emperyal fırtınanın tam ortasında kaldı. Ve bugün neredeyse kimsenin hatırlamadığı bir dönem yaşadı: İtalyan işgali.

Bir zamanlar bu güzelim koylara savaş gemileri yanaşıyor, insanlar dağlara bakarak korkuyla “İtalyan geliyor” diyordu.

RODOS DÜŞTÜĞÜNDE DATÇA DA DEĞİŞTİ

Hikâye aslında 1912’de başladı.

Italya, Osmanlı Devleti’yle yaptığı Trablusgarp Savaşı sırasında Rodos ve On İki Ada’yı işgal etti.

Bu sadece ada işgali değildi. Akdeniz’in dengesi değişmişti.

Çünkü Datça, Anadolu’nun denize uzanan en stratejik çıkıntılarından biriydi. Rodos’un tam karşısında duruyordu. İtalya artık karşı kıyıyı çıplak gözle görebiliyordu.

O günden sonra Datça sadece bir balıkçı yarımadası değildi; askerî haritaların içine girmişti.

İtalyan kaynakları bu savaşı açıkça şöyle adlandırıyordu.

Guerra Italo-Turca

Yani, “İtalyan-Türk Savaşı.”

Bu ifade bile dönemin ruhunu anlatmaya yeter.

Çünkü Datça artık sadece küçük bir balıkçı yarımadası değildi. Anadolu’nun denize uzanan stratejik burnuydu. Rodos’un tam karşısında duruyordu. İtalya karşı kıyıyı artık çıplak gözle görebiliyordu.

Osmanlı’nın son döneminde bugünkü Datça’nın adı çoğu kayıtta “Reşadiye” olarak geçiyordu. Menteşe Sancağı’na bağlı bu küçük kıyı yerleşimi, büyük devletlerin deniz hesaplarının ortasında kaldı.

11 MAYIS 1919: SAVAŞ GEMİLERİ GELDİ

11 Mayıs 1919.

Akademik kaynaklara göre İtalyan kuvvetleri o gün Datça’yı işgal etti.

Bu tarih önemlidir. Çünkü İzmir’in Yunanlar tarafından işgalinden sadece birkaç gün öncesidir. Anadolu henüz büyük işgal dalgasının neyle sonuçlanacağını bilmiyordu.

İtalyanlar aynı dönemde Bodrum, Marmaris, Güneybatı Anadolu kıyıları üzerinde askerî kontrol kuruyordu.

Datça da bu zincirin kritik halkalarından biriydi.

Kaynaklarda, işgalin ardından Muğlalı aydınların İstanbul Hükümeti’ne protesto telgrafları gönderdiği anlatılıyor.

Bu işgale karşı 5 Eylül 1919’da Rüştü Efendi liderliğinde Reşadiye Müdafa-yı Vatan Cemiyeti’nin kuruldu.

PEKİ İTALYANLAR DATÇA’DA NE YAPTI?

İşte tarihin sisli bölgesi burada başlıyor.

Çünkü Datça’daki İtalyan varlığı, İzmir’deki Yunan işgali gibi büyük şehir işgali biçiminde değildi. Daha çok liman kontrolü, kıyı gözetimi, askerî baskı, devriye faaliyetleri, küçük birlik çıkmaları

şeklinde ilerledi.

Ama küçük olması önemsiz olduğu anlamına gelmez.

O yıllarda Datça bugünkü gibi turistik ve kalabalık değildi. Küçük köyler, zeytinlikler ve dağ yollarından oluşuyordu. Böyle bir yerde ufukta görünen bir savaş gemisi bile insanların hayatını değiştirmeye yeterdi.

Sözlü tarih anlatılarında halkın kıyıdan uzaklaştığı, bazı köylülerin dağlık alanlara çekildiği, erzak toplandığı, kıyıya asker çıktığı

anlatılır.

Bugün bunların çoğu kayıt altına alınmadı. Çünkü Anadolu’nun büyük savaşları arasında Datça’nın hikâyesi sessizce kayboldu.

DATÇA’NIN “KAYIP YILLARI”

Belki de en çarpıcı şey budur.

Cumhuriyet tarihi boyunca Datça daha çok:

Knidos, süngerci hikâyeleri, mübadele, badem üzerinden anlatıldı.

İtalyan işgali ise kolektif hafızanın kıyısında unutuldu.

Oysa Datça yaklaşık bir yıl boyunca yabancı askerî kontrol altında kaldı. Kaynaklara göre İtalyanlar 26 Nisan 1920’de Datça’dan çekildi.

Yani bugün sahilinde kahve içilen o yarımada, bir zamanlar Akdeniz’de paylaşılmaya çalışılan Anadolu’nun parçalarından biriydi.

Hızırşah’taki eski kilisenin duvarında bugün hâlâ silik bir İtalyan askerinin portresi görülüyor.

Bu çizim, Datça’daki İtalyan işgali sırasında bir asker tarafından yapıldı.

Belki nöbet beklerken…

Belki sıkıntıdan…

Belki de geride bir iz bırakmak için…

Kim olduğunu bilmiyoruz.

Adını da…

Ama bir asır sonra bile o çizgi yaşıyor.

Belki Datça’daki işgalin en sessiz tanığı odur: Bir savaşın değil, gelip geçmiş insanların izi.

TARİHİN EN GARİP ÇELİŞKİSİ

Bugün Datça’nın koylarına bakan biri şunu hayal etmekte zorlanır:

Sessiz denizin üzerinde gri savaş gemileri…

Ama tarih tam da budur.

Bazı kentler savaşın merkezinde değil, gölgesinde yaşar.

Ve bazen o gölge, resmi tarihten daha uzun sürer.

Datça’nın kayıp yılları da böyle bir gölgedir.

Yarımadanın rüzgârı o günleri unuttu belki.

Ama deniz hâlâ biliyor.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir