AKDENİZ’E İKİ FARKLI BAKIŞ

Bir karede Akdeniz’in kadim hafızası, diğerinde Türkiye’nin son yıllardaki beton ezberi… Aralarında sadece 2,5 kilometre mesafe var ama zihniyet uçurumu ışık yılları kadar uzak.

İlk fotoğraf: Meis Adası.

Kayalıkların üzerine bir mücevher gibi işlenmiş, tamamen insan ölçeğinde bir yaşam. Renkli, alçak katlı ve en önemlisi; denizle kavga etmeyen bir mimari. Coğrafyaya rağmen değil, coğrafyanın ruhuyla el ele vermeyi seçmiş bir incelik.

İkinci fotoğraf: Kaş

Dağın göğsüne hoyratça saplanmış 10 katlı dev bloklar. Toprağın rengi griye dönmüş, ufuk çizgisi bir cetvelle kesilmiş gibi. Bir zamanlar “manzara” olan o kutsal boşluk, şimdi sadece bir “proje alanı.” Geleneksel mimari dokunun katliamı.

​İnsan sormadan edemiyor:

Aynı denize bakan, aynı güneşi karşılayan iki kıyı nasıl bu kadar farklı hikâyeler anlatabilir?

Biri manzarayı bir miras gibi korumuş, diğeri manzarayı bir mal gibi satmış.

​En acı tarafı da şu.

Meis küçücük bir ada, alanı kısıtlı. Kaş ise uçsuz bucaksız bir coğrafya. Ama o daracık ada nefes alırken, koca kıyı her geçen gün biraz daha boğuluyor.

​Bu artık bir mimari tartışması değil; bu bir estetik, planlama ve haysiyet meselesi.

Çünkü bazı yerler insan için “yuva” inşa eder, bazıları ise sadece satılık “metrekare” üretir.

Turist neden Yunanistan’a gidiyor?” diye sormak ne kadar gereksiz.

​Biz bu kıyıları çocuklarımıza bir hafıza olarak mı bırakacağız, yoksa bir enkaz olarak mı?

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir