MUHTAR UYUDU, KNİDOS SOYULDU

Yıl 1973.
Datça dediğin yer, dünyanın kenarında unutulmuş bir virgül gibiydi o zamanlar.
Ne tren düdüğü ulaşırdı buraya ne de devletin bakışı.
Rüzgâr eserdi sadece; bir de deniz, durmadan aynı şeyi fısıldardı kayalara.
İşte tam o günlerde, yarımadaya bir kadın indi.
Uzun boylu, kendinden emin, gözlerinde uzak bir kıtanın kibri.
Amerikalıydı.
Adı süslüydü: Iris Cornelia Love.
Profesör dediler, arkeolog dediler.
Aslında sanat tarihçisiydi ama kimin umurunda?
Elinde Ankara’dan alınmış, mühürlü bir kâğıt vardı.
Kâğıt dediğin, bu topraklarda bazen kazmadan daha keskindir.
Knidos’u kazacağım” dedi.
Ve kimse “nasıl?” diye sormadı.
Kazma vuruldu.
Sonra bir kazma daha.
Derken yirmi kişi, kürekler, çukurlar…
Knidos’un mermer göğsü delik deşik edildi.
Bir köstebeğin karanlık sevinciyle oyuldu şehir.
Bazen patladı taş.
Bazen dinamit.
Lahitler havaya uçtu, tarih sessizce dağıldı.
Sözde aranan şey Çıplak Afrodit’ti.
Ama Afrodit gelmedi.
Onun yerine sandıklara giren seramikler, büstler, heykeller gitti.
Geceleri.
Sessizce.
Uzak gemilere.
Ankara uyuyordu.
Ama Datça köylüsü uyumaz.
Kadın bir dolap çeviriyor” dediler.
Yazıköy muhtarına gittiler.
Muhtar…
İyi adamdı belki ama rakıya zaafı vardı.
Iris bunu hemen fark etti.
Masalar kuruldu.
Şişeler açıldı.
Gece uzadıkça muhtar kısaldı.
Gündüzler muhtar uyudu.
Muhtar uyudukça Knidos soyuldu.
Dört yıl geçti böyle.
Taşlar azaldı, söylentiler çoğaldı.
Ve nihayet, 1977’de Ankara uykusundan sıçradı.
Kazı izni iptal edildi.
Iris apar topar ülkesine gönderildi.
Arkasında delikler, boşluklar ve cevapsız sorular bırakarak.
Sanıldı ki hikâye bitti.
Bitmedi.
Birkaç yıl sonra Datça’ya bir başka Amerikalı geldi.
Bu kez sessizdi.
Sıradan görünüyordu.
Adı Richard Rosenberg’di.
Reşadiye’de geniş bir arazi aldı.
Sonra vatandaşlığa başvurdu.
Richard gitti, Reşat geldi.
Zeytin dikti.
Zeytinyağı sıktı.
Toprakla barışık bir adam gibi yaşadı.
Ama her ay tırlar kalktı bu topraklardan.
Amerika’ya.
Zeytinyağlarının arasına gizlenmiş bir şeyler vardı.
Köylü yine huylanmıştı.
İhbar geldi.
Çiftliğe baskın yapıldı.
Sandıklar açıldı.
Ve tarih, yağ tenekelerinin arasından çıktı.
Reşat yakalandı.
Tutuklandı.
Mahkemede suçunu kabul etti ama dedi ki:
Asıl suçlular Türk çalışanlardı.”
Onlar da tutuklandı.
Sonra Ankara’dan bir emir geldi.
Tutuksuz yargılama.
Kapılar açıldı.
Reşat çıktı.
Ve kayboldu.
Kimine göre suçsuzdu.
Kimine göre elebaşı.
Iris konusunda da fikirler bölündü.
Bize çok şey öğretti” diyenler oldu.
Hata bizdeydi, eserlerimize sahip çıkmadık” diyenler de.
Hikâye burada biter.
Ama Knidos’ta bitmez.
Çünkü Knidos hâlâ orada.
Yaralı.
Eksik.
Sessiz.
Rüzgâr hâlâ esiyor.
Deniz hâlâ aynı şeyi fısıldıyor:
Beni kazmayla değil, vicdanla korusaydınız.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir