DATÇA’DA MİNİ KAYYUM
Demokrasi bazen büyük şehirlerde değil, küçük mahallelerde sınanır.
Kayyum tartışmalarını yıllardır büyük şehirlerde, büyük belediyelerde konuşuyoruz. Televizyonlarda hararetli tartışmalar yapılıyor, siyasiler kürsülerden birbirine bağırıyor.
Ama bazen demokrasi sessiz sedasız, kimsenin fark etmediği bir yerde sınanır.
Mesela bir mahallede.
Mesela Datça’nın İskele Mahallesi’nde.
Mahallenin seçilmiş muhtarı Meriç Bora 10 ay görevden uzaklaştırıldı.
Sebep, yıllar önce yaşanan bir kavga ve o dosyadan gelen bir ceza.
Hırsızlık mı yapmış?
Hayır.
Kamu malına mı çökmüş?
Hayır.
Yüz kızartıcı suç mu işlemiş?
Hayır.
Sadece bir kavga.
Aksini söyleyen varsa, belgeyle konuşsun.
Peki bu ceza hukuken mümkün mü?
Evet, mümkün.
Ama mesele sadece hukuk mu?
İşte tartışma tam burada başlıyor.
Çünkü demokrasi sadece kanun maddelerinden ibaret değildir. Demokrasi aynı zamanda halkın iradesidir.
Bir mahalle sandığa gider.
Birini seçer.
O kişi muhtar olur.
Sonra bir gün bir karar gelir ve o kişi görevden uzaklaştırılır.
Yerine kim gelir?
Teamül gereği birinci aza.
Devlet düzeni açısından her şey prosedüre uygun.
Ama sokakta başka bir soru dolaşmaya başladı.
“Bizim oyumuz ne oldu?”
İskele Mahallesi’nde Meriç Bora’nın görevden uzaklaştırılması işte bu yüzden sadece bir muhtarlık meselesi değil.
Bu, küçük ölçekte bir demokrasi tartışması.
Bir anlamda Datça’da mini bir kayyum hikâyesi.
Çünkü kayyum sadece belediyelerde olmaz.
Bazen bir mahallede de olur.
Mesele şu.
Halkın seçtiği birinin yerine gelen kişi, halkın seçtiği biri midir?
Bugün İskele’de yeni bir muhtar var.
Ama mahallede birçok kişi hâlâ Meriç Bora’dan söz ederken “bizim muhtarımız” diyor.
Bazı makamlar resmi kararla biter.
Ama bazı unvanlar insanların kalbinde devam eder.
Demokrasi tam da burada ölçülür ve sandıkta yine kalpler konuşur.

