ZİBİDİ

Şimdi size bir portre çizeceğim.
Kara kalem…
Sert çizgilerle…
Silgisi cebinde gezinen bir zavallı karakter.
Böylesine her yerde rastlanmaz.
Nadir bulunur.
Bulunduğu yerde de zaten kendi kendini ele verir.
Korkaktır.
Ama modern bir korkak…
Teknolojiyle güncellenmiş.
İsmini gizler, kimliğini saklar.
Kendini görünmez sanır.
Oysa o karanlık artık halka açık.
Bedava seyirlik bir komedi.
Bilmeyen kalmadı.
Çünkü salyangoz arkasında iz bırakır, bu arkadaş roman yazıyor.
Sosyal medyada bir “fake” hesap açar.
Oradan sağa sola hakaret fırlatır.
Ciddiye alınmaz ama…
Arkadaşlar söyledi, bir tehdit kondurmuş.
“Ada parsel açıklarım…”
İşte orada dur derler adama.
Açıklamazsa namerttir.
Zaten en güçlü yanı, yapmayacağı şeyleri büyük cümlelerle söylemesidir.
O ada parsel en fazla suratında patlar.
Cesaret mi?
Yok…
O, cesaretin Wi-Fi’sız versiyonu.
Eskiden “klavye delikanlısı” derdik.
Şimdi daha rafine bir isim var.
Dijital korkak.
Yazar…
Sallar…
Kendince dünyayı hizaya sokar.
Ama aslında…
Kendi yankı odasında toplantı yapıyordur.
Konuşan o.
Dinleyen yine o.
Alkışlayan da o.
Üç-beş takipçiyle kurulmuş, tek kişilik bir curcuna.
Sonra bir an gelir…
Sessizlik.
Korku, karanlığı sarar.
Ekrana o meşhur panik düşer.
Ve parmaklar geri döner klavyeye.
Bu kez yazmak için değil…
Silmek için.
Yazar, siler.
Yazar, siler.
Çünkü o;
Yalanı yazacak kadar pervasız,
Ama bir “enter” tuşunun arkasında duramayacak kadar korkaktır.
İsmini gizleyen…
Yazdıklarını silen…
Ve en çok da kendinden kaçan bir figür.
Bir portre dedik ya…
Aslında bu,
Sil tuşuna basarken yakalanmış bir karakter çalışmasıdır.
Kim mi bu zibidi?
Merak etmeyin alır hemen üstüne.
Ɓiz itibar suikastı yapmayalım.
Yargı açıklar.

