CEZAEVİNE MEKTUP

Sevgili Esra,

​Bugün takvimler 35 diyor.

Devletin soğuk ve ruhsuz kayıtlarına kalsa, altı üstü iki basamaklı sıradan bir sayı: 35 gün.

Ne kadar temiz, ne kadar köşeli, ne kadar hissiz bir ifade değil mi?

Oysa o sayıların içinde ne rüzgârlar dindi, ne güneşler yanlış yerden doğdu.

​Bugüne kadar parmaklıkların arasından süzülüp gelen o dirençli cümleler senindi. Bugün ise sıra bizde. Bugün kelimeler dışarıdan içeriye, özgürlüğün tozunu kanatlarına takıp sana doğru yola çıkıyor.

35 gün

Kimine göre bir ayın biraz fazlası, bir zeytin ağacının dalına dokunan rüzgârın nefesi kadar kısa.

Ama senin için, bir köy yolunda ağır ağır yürüyen o inatçı gölgenin sabrı kadar uzun.

​Biliyoruz Esra; bu geçen bir “süre” değil, bir insanın hayatından hoyratça koparılmış canlı bir parça. Toprağı savunan, toprağa nefes olan bir kadının, ait olduğu o topraktan sökülüp buz gibi duvarların arasına ekilme çabası.

​Zaman, adaletin dilsiz şahididir derler; ama burada zaman, adaletin boğazına düğümlenmiş bir hıçkırıktır.

 

​Gerekçeler birer birer kuruyor, dökülüyor ama günler bitmek bilmiyor.

Hani o meşhur “bilirkişi baskısı” ihtimali vardı ya?

Hani o keşifler, o bitmek bilmeyen bürokratik koridorlar…

Hepsi geçti.

Tozu dumanı dağıldı.

Ama sen hâlâ oradasın.

​Demek ki mesele ne hukukmuş ne de usul.

Demek ki mesele; bir kadının inadının, köhne bir düzenin çarklarına fazla gelmesiymiş. Demek ki senin o dik duruşun, birilerinin uykusunu kaçıracak kadar genişmiş.

35 gün..

Bir köyün sessizliği için çok uzun,

Bir annenin yüreği için haddinden fazla ağır,

Bir ülke için ise simsiyah bir utançtır.

​Zamanında tecelli etmeyen adalet, artık adalet değil, ince ince işlenmiş bir cezalandırma yöntemidir.

Hüküm yok, ama bedel var.

Mahkeme kararı yok, ama mahrumiyetin en koyusu var.

Bu tablonun adını herkes biliyor.

​Sen içeride, o dar alanda ruhunu geniş tutarak direniyorsun. Biz dışarıda, senin o onurlu öfkeni her sabah güneşle beraber yeniden doğuruyoruz.

Unutulmasın diye.

Normalleşmesin diye.

Bu haksızlık, bir alışkanlık kirine dönüşmesin diye.

​Mesele artık gün saymak değil.

Mesele; bu koca düzenin, bir kadının toprağına duyduğu aşktan ve yüzündeki o sarsılmaz gülüşten neden bu kadar korktuğudur.

​Duvarlar sadece taşı taşır, senin ruhunu asla.

Yalnız değilsin.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir