ADINI DEĞİŞTİRİNCE GERÇEK DEĞİŞİYOR MU?

Medyada kasıtlı kullanılan bazı kavramlar sadece olanı anlatmaz; nasıl düşünmemiz gerektiğini de belirler.

Bu yüzden bugün CHP‘de yaşananları bazı gazetecilerin ve yorumcuların ısrarla “parti içi rekabet” olarak tanımlaması üzerinde durmak gerekiyor.

Çünkü ortada sadece bir tanım tercihi yok.

Ortada bir çerçeve tercihi var.

 

Bir olaya “darbe” derseniz başka bir hikaye anlatırsınız.

Kriz” derseniz başka.

Parti içi rekabet” derseniz bambaşka.

Medyanın en büyük gücü tam da burada ortaya çıkar. Gerçekliği değiştirmez ama insanların gerçekliği hangi pencereden göreceğini belirler.

Bugün CHP‘de yaşanan tartışmaların merkezinde ne var?

Kanıtsız, belgesiz bir mahkeme kararı var.

Yüksek Seçim Kurulu‘nun kendisini inkar etmesi var.

Kurultayın geçerliliği üzerine bir hukuk tartışması var.

Parti yönetiminin meşruiyeti üzerine sert bir siyasi mücadele var.

Örgütün iradesinin neyi temsil ettiği sorusu var.

Parti tabanının büyük bölümünün gösterdiği tepki var.

Var da var..

Ve bütün bunların yanında sarayın ve iktidara yakın medya kuruluşlarının belirgin desteği var.

 

Bütün bu başlıklar ortadayken yaşananları sadece “parti içi rekabet” olarak tanımlamak, meselenin en önemli unsurlarını görünmez hale getiriyor.

Çünkü rekabet dediğimiz şey, normal şartlarda eşit siyasi aktörlerin aynı kurallar içinde yarışmasıdır.

Burada ise tartışma, yarışın kuralları üzerinde yaşanıyor.

Bir taraf oyların ve kurultayın belirleyici olduğunu savunuyor.

Diğer taraf mahkeme kararının sonuçlarını, sarayın desteğini esas alıyor.

Bu nedenle tartışmanın kendisi zaten “rekabetin kuralları” üzerine.

İşte tam bu noktada medya dili devreye giriyor.

Türkiye’de medya uzun yıllardır sadece haber vermiyor; aynı zamanda normal olanın sınırlarını da çiziyor.

Bir olayı sürekli “ekonomik tedbir” diye anlatırsanız insanlar kemer sıkmayı olağan kabul etmeye başlar.

Bir olayı sürekli “güvenlik sorunu” diye anlatırsanız özgürlüklerin kısıtlanması meşrulaşabilir.

Bir siyasi krizi sürekli “parti içi rekabet” diye anlatırsanız da yargının, devlet kurumlarının ve dış siyasi etkilerin rolü görünmez hale gelir.

Bu yüzden kullanılan kelimeler önemsiz değildir.

Tam tersine, siyasette en büyük mücadelelerden biri kavramlar üzerinden yürür.

Gazeteleri okurken kendinize sormamız gereken radikal soru şu.

Gerçekten demokratik bir genel başkanlık yarışı mı izliyorsunuz? Yoksa medya, sistemin tam göbeğinde yaşanan devasa bir meşruiyet ve vesayet savaşını “rekabet” ambalajıyla küçülterek, sizi bir tiyatroya seyirci mi kılıyor?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir