YAZILMAMIŞ YASALAR VARDIR


Bazı günler bir hafızadır.
8 Mart da öyle bir gün.
Bu günün kökeninde çiçekler, indirimler ya da sosyal medya mesajları yok.
Daha çok duman var.
Bir fabrikanın kapısına kilit vurulmuş, içeride çalıştırılan kadınların çığlıklarına karışan bir duman.
Tarih bazen böyle başlar.
Ama mesele sadece bir fabrikanın kapısı değildir.
Mesele çok daha eskidir.
Belki Homeros’un dizelerinde bile vardır.
Belki Hesiodos’un anlattığı Pandora’nın kutusunda.Pandora
Tanrıların insanlara gönderdiği ilk kadın.
Bir cezaydı.
Bir felaketin başlangıcı olarak anlatıldı.
Erkeklerin yazdığı eski hikâyelerde kadın çoğu zaman böyle başlar.
Ya bir suçun kaynağıdır
Ya da bir savaşın bahanesi.
Helen yüzünden savaş çıkmıştır.
Pandora yüzünden felaketler yayılmıştır.
Oysa başka bir hikâye daha vardır.
Antigone’nin hikâyesi.
Bir kralın buyruğuna karşı tek başına duran bir kadın.
Devlet yasasının karşısına vicdanı koyan bir kadın.
Sophokles’in o eski tragedyasında Antigone şöyle der.

Yazılmamış yasalar vardır.”
Bazen tarih o yasaların peşinden yürüyen insanların hikâyesidir.
Kadınların tarihi biraz da böyledir.
Resmî tarihin dipnotlarında kalmış, ama hayatın içinde sürüp gitmiş bir yürüyüş.
Toprağı eken kadınlar.
Savaşların ortasında çocuk büyüten kadınlar.
Fabrikaların içinde sabaha kadar çalışan kadınlar.
Adı bilinmeyen ama dünyayı taşıyan kadınlar.
Belki bu yüzden bazı zincirler yalnızca demir değildir.
Bir dil olabilir.
Bir gelenek olabilir.
Bir alışkanlık olabilir.
Ve bazen o zincirler kırıldığında büyük gürültüler çıkmaz.
Sadece bir kadın konuşur.
Bir kadın itiraz eder.
Bir kadın yürür.
Tarih bazen böyle değişir.
O yüzden bugün bir kutlama günü değil, bir hatırlama günüdür.
Dünyanın yarısını görünmez kılan o eski düzeni hatırlamak.
Ve hâlâ kırılmayı bekleyen zincirleri görmek için.
Çünkü bazı mücadeleler bir gün sürmez.
Bir çağ sürer.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir