SAYIN BUTLANCI ALİ HAYDAR BEYE

Evet…
O haberi yazan gazeteci benim.
Halk TV’de yayımlanan, “Bodrum’da Kılıçdaroğlu’nu İstemiyoruz” başlıklı haberi ben yazdım.
Haberde ne vardı?
Bodrum‘da bir grup yurttaşın Kemal Kılıçdaroğlu hakkında başlattığı imza kampanyası vardı.
Ne eksik, ne fazla…
Ne kimseye imza çağrısı yaptım, ne kampanyanın organizatörü oldum, ne de herhangi bir siyasi görüş adına propaganda yaptım.
Sadece ve sadece gazetecilik refleksiyle, kamuoyunu ilgilendiren sıcak bir gelişmeyi haberleştirdim.
Ancak bu haberin ardından karşımıza çok ilginç, ilginç olduğu kadar da düşündürücü bir tablo çıktı. CHP’ye atanmış genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu‘nun danışmanı Dr. Ali Haydar Fırat, sosyal medya hesabından adeta bir “savcı” edasıyla Türk Ceza Kanunu’nun 114. maddesini paylaştı ve ekledi.
“Bu maddeye bakarak haberinizle ilgili nasıl bir suç işlediğinizi ve suça teşvik ettiğinizi bir kez daha düşünün…”
Hızını alamamış olacak ki, hemen arkasından ikinci bir mesajla açıkça parmak salladı.
“Bizim hangi kentte girip giremediğimizi önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz… Provokasyonlarınıza, germelerinize aynen devam ederken bunu bir düşünün…”
O zaman şimdi ben soruyorum…
Bir gazeteci, tamamen anayasal bir hak olan imza kampanyasını haber yaptığı için neden Türk Ceza Kanunu maddeleriyle hedef gösterilir?
Neden “suç işliyorsunuz” denir ve neden “bir daha düşünün” diye aba altından sopa gösterilir?
Ve en vahimi, neden “hangi kentte girip giremeyeceğimizi göreceğiz” gibi bir siyasi güç gösterisine yeltenilir?
Bütün bunlar gerçekten gazeteciliğe yönelik bir hukuk tartışması mı?
Yoksa bağımsız gazetecilere verilen açık bir gözdağı mı?
Sayın Butlancı Ali Haydar Bey,
Gazetecinin görevi, siyasetçilerin hoşuna giden pembe tablolar çizmek ya da birilerinin halkla ilişkiler (PR) memurluğunu yapmak değildir. Gazetecinin tek bir görevi vardır: Olanı yazmak!
Bugün haber olan şey, Bodrum‘da yükselen bir toplumsal refleksti, onu yazdık.
Yarın başka bir kentte Kılıçdaroğlu lehine yüz bin kişinin toplandığı bir miting olsun, onu da haber yaparız.
Çünkü bizim işimiz taraf tutmak, birilerinin bagajını taşımak değil; sadece ve sadece haber yapmaktır.
Gazetecilik, siyasetçilerin menüsünden hoşuna giden haberleri seçme mesleği değil, halkın bilme hakkını cansiperane savunma mesleğidir.
Asıl büyük tehlike tam da burada başlıyor.
Eğer bugün bir imza kampanyasını aktaran medya “suçlu” ilan edilirse, yarın manşetleri sadece muktedirlerin onayladığı metinler süsler.
Tekrar sormak istiyorum Sayın Butlancı Ali Haydar Bey,
Türkiye’de gazetecilik ne zamandan beri suç sayılıyor?
Bir haberi beğenmemek demokratik bir haktır; ama o haberi yapan medyayı suçlu ilan etmek, düpedüz sansürcülüktür!
Sanıyorum Bodrum‘daki imza kampanyasının ülke geneline yayılması endişesi içindesiniz.
Bağımsız medyayı hedef almanız ondandır.
