SAYIN AYTAÇ KURT’A AÇIK MEKTUP
Sayın Aytaç Kurt,
Datça Belediye Meclisi’nde bugün basının fotoğraf ve video çekmesini yasaklama kararınız asla kabul edilemez.
Bu karar, adını doğru koymak gerekirse basın özgürlüğüne açık bir müdahaledir.
“Kesip biçiyorlar, montaj yapıyorlar” gerekçesiyle gazetecilerin kamusal bir toplantıyı kayıt altına almasını engellemek, basını eleştirmek değil, susturmaktır.
Ayrıca…
Bu yasağı savunurken, geçmişte FETÖ’den tutuklanan Mehmet Baransu’yu örnek gösterdiniz.
Burada durmak gerekir.
Bir yerel yöneticinin, meclis gibi halka açık ve denetlenmesi gereken bir alanda, basını kriminal örnekler üzerinden tartışmaya açması, bir dil sürçmesi değil, zihniyet göstergesidir.
Basın montaj yapmaz.
Basın ayırt eder, seçer, kayda alır.
Basın, yönetenlerin hoşuna giden cümleleri değil, kamunun bilmesi gereken anları görünür kılar.
Eğer bir söz, bir görüntü ya da bir karar “montajla çarpıtılabiliyorsa” sorun kamerada değil sözün kendisindedir.
Eğer bir manipülasyon, yalan haber varsa, bunun hesabının sorulacağı yer de mahkemelerdir.
Kayıttan rahatsız olan, şeffaflıktan rahatsızdır.
Objektiften korkan, hesap vermekten kaçıyordur.
Mehmet Baransu örneği, basına bilinçli ya da bilinçsiz bir gözdağıdır.
“Gazeteci dediğiniz böyle olur” algısına yol açar.
Bu söylem; yerel basını potansiyel suçlu gibi gören, gazeteciyi tehdit algısıyla hizaya sokmaya çalışan bir bakışın ürünüdür.
Bu bakış demokrasiyle bağdaşmaz.
Ayrıca, “Muğla Büyükşehir Belediyesi’nde de aynı uygulama var” iddianız doğru değil.
Muğla Büyükşehir Belediye Meclisi toplantıları basına açıktır,
kameraya açıktır, canlı yayına açıktır. Türkiye’nin çok yerinde olduğu gibi.
Yani bu yasak:
Bir zorunluluk değil,
Bir teamül değil,
“Herkes böyle yapıyor” denilerek meşrulaştırılacak bir uygulama değildir.
Bu, size özgü bir tercihtir.
Ve bu tercih, demokrasi ve basın özgürlüğü hanesine eksi olarak yazılır.
Belediye meclisleri özel toplantılar değil.
Kapalı kapılar ardında yapılan sohbetler değil.
“Yanlış anlaşılır” korkusuyla karartılacak alanlar hiç değil.
Orası halk adına konuşulan, halk adına karar alınan bir yer.
Dolayısıyla halkın gözü olan basının orada bulunması bir lütuf değil, zorunluluktur.
Datça; sözün, itirazın, eleştirinin ve kamusal aklın kıymet gördüğü bir yer.
Datça’da kamera kapatmak,
Datça’da gazeteciyi zan altında bırakmak,
Datça’da meclisi karartmak…
Bu kente yakışmıyor.
Bugün kamera yasaklanır,
yarın soru sorulmaz, ertesi gün eleştiri “niyet” sayılır.
Basın sustuğunda düzen sağlanmaz.
Sessizlik çürür.
Ve son olarak şunu hatırlatmak gerekir.
Basın özgürlüğü, basının değil, halkın sigortasıdır.
Saygıyla değil, kayıt altına alarak ve özür dilemenizi bekleyerek.
NOT: Bu sansüre meclis toplantısında karşı çıkan meclis üyeleri Yüksel Temel ve Vedat Erdağı’na bir basın mensubu olarak teşekkür ederim.

