“KİŞİYE ÖZEL” KIYI KANUNU
Elimizde Datça’dan iki fotoğraf var; biri eski bir yaranın kabuğu, diğeri taze bir bıçak darbesi.
İkisi de aynı denize bakıyor ama ikisi de adaletin nasıl karaya oturduğunu anlatıyor.

Sağdaki karede, Sevgi Yolu’nun o meşhur oteli yükseliyor.
Taş duvarlar, sanki denizi boğmak istercesine sahilin göğsüne çökmüş.
Belediye üç yıl önce “yıkalım” dedi. Mühürler vuruldu, kararlar imzalandı.
O karar, o taş duvarlardan daha sert bir “kollama” duvarına çarptı. Kağıt üzerinde yıkılan bu duvar, gerçek hayatta her sabah Akdeniz güneşini selamlıyor.
Yerel iradenin “yıkamadığı” her gün, o taşlar biraz daha ağırlaşıyor. Sevgi Yolu’nda sevgi değil, ayrıcalığın kibri yürüyor.

Soldaki fotoğraf ise daha çiğ, daha yeni.
Hayıtbükü’nün huzuruna dalan bir kepçe, denizin kıyısına örülen yeni bir duvar.
İzinli mi? Muhtemelen bir kılıfı vardır. Belediye sadece yolun çökmesini önlemek için istinat duvarı izni alındığını söylüyor.
Kıyıya müdahale var mı?
Eğer varsa ve belediye buna müdahale ederse, ortaya trajikomik bir paradoks çıkacak.
Yıllardır yanı başındaki devasa işgale “dokunamayan” irade, burayı yıkarsa aslında duvarı değil, eşitlik ilkesini yerle bir etmiş olacak.
Bu sadece bir çevre katliamı değil, bir yönetim erozyonudur.
Bir yerde hukuk, sadece ‘gücü yetene’ işliyorsa, orada artık hukuktan değil, sadece hiyerarşiden söz edilebilir.
Datça Belediyesi’nin Sevgi Yolu’ndaki ataleti, bugün Hayıtbükü’ndeki o kepçeye cesaret veren asıl yakıttır.
Çünkü biliyorlar ki; bir kere göz yumulan her haksızlık, bir sonrakinin yasal dayanağı haline gelir.
Eğer Sevgi Yolu’ndaki o duvarlar hala ayaktaysa, Datça’nın hiçbir yerinde adaletin “dik” durduğundan bahsedemeyiz.
Sahiller halkındır derken, sadece kumu değil, o kumun üzerindeki hak hukuk terazisini de kastediyoruz.
Şimdi soru şu.
Datça Belediyesi, Datça’yı mı koruyacak yoksa o kıyıları parselleyenlerin “hatırını” mı?
Son günlerdeki tartışmaya da buradan bir gönderme yapalım.
Seçimde ikametgaha mı önem vereceğiz, liyakata mı?

