KATLİAMIN YENİ ADI: ÇEVRECİLİK

Sinpaş’ın milli park içindeki otel projesinin reklamı “çevreye duyarlı” ve “sürdürülebilir turizm” diyerek yapıldı
Bir ormanı kesip ardından kamera karşısına geçerek “çevreye duyarlıyız” demek…
Bir milli parkın bağrına dozer sokup, sonra reklamlarda kuş sesi fonu kullanmak…
Bir ekosistemi öldürüp, üstüne yeşil logo yapıştırmak…
İşte çağımızın en büyük ahlaki sahtekârlığı budur: Yeşil yalan.

Sinpaş Kızılbük’ün milli park sınırlarında yaptığı ekolojik yıkım, artık “yanlışlık”, “ihmal” ya da “denetim eksikliği” ile açıklanamaz. Bu düpedüz planlı bir doğa suçu, ardından gelen ise örgütlü bir algı operasyonu. Önce doğayı yok et, sonra reklamla akla temizlik çek. Buna eskiden propaganda denirdi. Şimdi adına sürdürülebilirlik diyorlar.

Ama şu soruyu sormadan geçmeyelim.
Hangi vicdan, milli parkta yapılan yıkımı ‘çevreye duyarlılık’ ambalajına sarar?
Milli park dediğiniz şey, “yatırım alanı” değildir.
Milli park, son kaledir.
Oraya giren dozer, sadece toprağı değil; hukuku, bilimi ve kamusal aklı da ezer.
Bugün yaşadığımız şey çevre felaketi değil sadece, dilin de kirletilmesidir.
Çünkü artık katliamlar “çevrecilik” adıyla pazarlanıyor.
Ormanlar kesilirken “karbon ayak izi” hesaplanıyor.
Canlı yaşamı yok edilirken, broşürlerde “yeşil gelecek” vadediliyor.
Bu bir çelişki değil; bu bilinçli bir ikiyüzlülüktür.
Reklam filmlerindeki yavaş çekim yapraklar, gerçek hayatta kesilen ağaçların yasını tutmaz.
Sloganlar, yok edilen ekosistemi geri getirmez.
Ve hiçbir “çevreye duyarlıyız” cümlesi, milli parkta işlenen suçu aklayamaz.
Asıl mesele şu
Bu ülkede doğayı koruması gereken kavramlar, doğayı yok edenlerin elinde silaha dönüştürülüyor.
Çevrecilik, talanın kalkanı haline getiriliyor.
Buna sessiz kalırsak, yarın çocuklarımıza anlatacak bir doğa değil, sadece reklam arşivleri kalacak.
Bu bir yatırım hikâyesi değil.
Bu bir kalkınma meselesi hiç değil.
Bu, doğayı öldürüp adını yeşil koyanların hikâyesidir.
Ve her hikâye gibi bunun da bir sonu olmalı.
Ama o son, birkaç cılız açıklamayla değil; hesap sorarak, isim koyarak ve unutmayarak gelmeli.
Çünkü katliamın adı çevrecilik olursa,
geriye ne doğa kalır
ne de insan.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir