BELEDİYE SÖKÜYOR, MUHTAR DİKİYOR
Datça’da bir tuhaflık var. Aynı coğrafyada, aynı gökyüzünün altında iki ayrı irade karşı karşıya geliyor. Bir yanda belediye ekipleri “düzenleme” adı altında ağaç söküyor; diğer yanda İskele Mahallesi Muhtarı Meriç Bora, kentin sevilen esnafı Murat Balıkçı ile halka fidan dağıtıyor.
Bu bir idari çelişki değil sadece. Bu, hayata nasıl baktığımızla ilgili bir ayrım.
Ağaç sökmek kolaydır. Bir kepçe, birkaç saat ve ardından “gereklilik” cümleleri… Kaldırım genişler, yol düzelir, proje tamamlanır. Ama o ağacın gölgesinde soluklanan yaşlıyı, dalına yuva yapan kuşu, yaz sıcağında serinleyen çocuğu projeye yazamazsınız. Onlar raporlarda yoktur.
Fidan dağıtmak ise zahmetlidir. Sabır ister. İnanç ister. “Bugün değilse bile yarın” demeyi gerektirir. Toprağa bir fidan bırakırken, geleceğe dair bir söz verirsiniz aslında:
Bu kent betonla değil, kökle ayakta duracak.
Muhtarın yaptığı tam da budur. Yetkisiyle değil, vicdanıyla hareket etmektir. “Ben bu toprağın emanetçisiyim” demektir. Bir fidanı uzatırken, “Bunu sahiplen” çağrısıdır bu. Kent dediğimiz şey, tam da burada başlar.
Datça’da mesele ağaç değildir yalnızca. Mesele hangi Datça’da yaşamak istediğimizdir. Gölgesi eksilen mi, kök salan mı? Susturulan mı, büyüyen mi?
Biri söküyor, diğeri dikiyor.
Biri bugünü “kolay” kurtarıyor, diğeri yarını zor ama onurlu kuruyor.
Ve tarih genellikle kimin haklı olduğunu uzun vadede yazar.
Ağaçlar gibi… Yavaş ama kalıcı.

