AKBELEN’İN BAŞINA GELEN MUĞLA’YA DERS OLUR MU?

Akbelen’de kömür uğruna kesilen sadece ağaçlar olmadı. Orada hukukun sınırları esnetildi, bilimin sesi bastırıldı, halkın itirazı “gürültü” sayıldı. Dereler yön değiştirdi, toprak parçalandı, doğanın binlerce yılda kurduğu denge birkaç ruhsatla bozuldu.
Sonrası malum.
İlk sert yağmurda doğa konuştu.
Kesilen ormanın tutamadığı toprak aktı. Yeri değiştirilen sular eski yolunu aradı. Tarım arazileri göle döndü. Zeytin, narenciye, emek, umut… Hepsi suyun altında kaldı.
Ve yine aynı sahne: Zararı gören halk, sorumluluğu olmayan karar vericiler.

Bu sadece Akbelen’in hikâyesi değil.
Bu, tüm Muğla’nın hikâyesi.
Bodrum’da suyu olmayan ama yeni imar alanları açılan mahalleler, Milas’ta maden baskısı altındaki ovalar, Datça’da asfaltla boğulan toprak, Marmaris’te betonla kesilen dere ağızları… Hepsi aynı zihniyetin ürünü.

Doğayı “engel”, halkı “katlanması gereken ayrıntı” olarak gören anlayış.
Oysa Muğla bir turizm broşürü değil.
Bir maden sahası hiç değildir.
Muğla; suyu, toprağı, ormanı, tarımı ve bu topraklarda yaşayan insanıyla bir bütün.
Akbelen’de yaşanan felaket şunu açıkça gösterdi:
Doğayı yok ederek kalkınma olmaz.
Bilimi dışlayarak planlama yapılmaz.
Halkı yok sayarak yönetim kurulmaz.
Ve en önemlisi.
Bu bedelleri ne şirketler ödüyor, ne de karar masalarında oturanlar.
Bu bedelleri tarlasını kaybeden çiftçi, evi su basan yurttaş, geleceği elinden alınan çocuklar ödüyor.

Eğer bu anlayış değişmezse, sıradaki felaketin adı başka bir vadi, başka bir köy, başka bir ilçe olacak. Doğa affetmez demek kolay ama asıl mesele şu.
Biz ne zaman aklımızı başımıza alacağız?
Muğla hâlâ bir tercih yapabilir.
Rantla yaşamayı mı, doğayla yaşamayı mı seçeceğine karar verebilir.
Akbelen bunun son uyarısı olsun.
Çünkü doğa bir kez daha konuştuğunda, söz bitmiş olabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir