ÇETİN ALTAN’IN KALEMİNDEN 46 YIL ÖNCEKİ DATÇA
13 Eylül 1980 tarihli bir gazete sayfası…
Türkiye, bir gün önce yaşanan 12 Eylül Darbesi’nin gölgesinde yeni bir sabaha uyanmıştı.
Ama aynı gün Milliyet‘te yayımlanan bir yazıda bambaşka bir yer anlatılıyordu.
Usta gazeteci Çetin Altan, Fransa’nın Montpellier kentinden gönderdiği yazısında bir Fransız dostunun dilinden Datça’yı anlatıyordu.
Ve o dostun dilinden şu cümle dökülüyordu.
“Ah nerede Datça…”
Altan’ın yazısında Datça; turizm broşürlerinin parlak cümleleriyle değil, sade bir hayatın içinden anlatılıyor.
Balık yiyen, denize giren, güneşe uzanan, resim yapan insanlar…
Gitar çalan, fotoğraf çeken ve sonra yine sakin hayatlarına dönen insanlar…
Bir Ege kasabasının yavaş akan zamanı.
Yazının içinde küçük ama anlamlı bir hikâye de var.
Flamingoların yaşadığı göllerde insanlar sinekleri yok etmeye karar verir.
Ama sinekler bitince flamingolar da kaybolur.
Sonunda insanlar bir gerçeği fark eder:
Hayatın dengesi vardır.
Flamingolar yaşayabilsin diye gölde biraz sinek bırakmaya karar verirler.
Çetin Altan’ın satırları aslında bir doğa dersi gibi.
Her şeyi yok ederek bir cennet kurulamayacağını anlatıyor.
Belki de Datça’nın sırrı tam da burada.
Biraz rüzgâr…
Biraz yalnızlık…
Biraz yavaşlık…
Hepsi birlikte Datça’yı Datça yapıyor.
Aradan 46 yıl geçti.
Ama o cümle hâlâ aynı duyguyu anlatıyor.
“Ah nerede Datça…”
Not: Çetin Altan’ın yazısını gönderen İzmir’deki dostum, meslektaşım Nevit Tokdemir’e buradan selam olsun.

