KARİA’NIN KANATLARI


Karia’da rüzgâr sıradan bir doğa olayı değildir.
O, denizle taş arasında gidip gelen eski bir tanrıdır.
Derler ki Karya’da kuşlar tanrıların diliydi.
Çünkü insanlar sözle yalan söylemeyi öğrendiğinde, tanrılar gerçeği kanatlara yükledi.
Bu kumrular, Aphrodite’nin değil,
ondan daha eski bir çağın emanetidir.
Denizden önce vardı onlar, mermerden önce, yazıttan önce.

Bir tel üstünde durmaları boşuna değildir.
Dünya da zaten ince bir çizgidir Karia’da.
Bir yanında deniz, bir yanında uçurum,
bir yanında yaşam, bir yanında unutuluş.
Kanatlarını aynı anda açtıklarında, Knidos Meclisi’nin çoktan dağıldığı ama kararların hâlâ havada asılı kaldığı anlaşılır.
Yolların, limanların, ölçünün ve sınırın tartışıldığı o taş basamaklar yıkılmıştır belki.
Ama denge fikri hâlâ kuşların ayaklarındadır.
Karia’nın eski bilgesi şöyle derdi.

“İnsan toprağı yönetmek ister, tanrılar ise dengeyi.”

Bu yüzden rüzgâr hâlâ burada eser.
Bu yüzden kuşlar hâlâ Knidos’ta iner, kalkar.
Ve bu yüzden, gökyüzüne bakan biri şunu söyler.
Kent düşmüş olabilir ama Karia henüz susmamıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir