BU COĞRAFYANIN HİKAYESİ

Karia’nın rüzgârı, dağların sırtında yankılanan eski bir fısıltıdır. Taşlara, yollara, tapınak kalıntılarına sinmiş bu ses; zamanın aşındıramadığı bir hafızayı taşır.
Arkeolog Selahattin Aydın, işte bu hafızanın izini süren bir yolcu gibi. Toprağın altındaki katmanlarda sadece taş ve seramik aramaz; insanın doğayla, tanrılarla ve birbirleriyle kurduğu kadim bağı da okur. Arkeolog kimliğinin ötesinde, kültürel mirasın ve doğanın korunması için verilen mücadelenin çağdaş bir tanığı, bir nöbetçisidir.
“Karia Halkının Hikâyesi”, bir tarih kitabından çok, zamanın kapısını aralayan mitolojik bir yürüyüş. En erken çağlardan başlayarak bu coğrafyada yaşamış halkların izini sürüyor; tanrıların gölgesinde kurulan kentleri, dağlarla deniz arasında şekillenen kaderleri anlatıyor. Her kent bir karaktere dönüşüyor: surlarıyla direnen, limanlarıyla dünyaya açılan, tapınaklarıyla göğe seslenen canlı varlıklar gibi karşımıza çıkıyor. Mimari yapılar ve eşsiz eserler, yalnızca tanıtılmıyor; bir öykünün parçası olarak konuşuyor.
Aydın, bu kitabı masa başında değil, yollarda yazdı. Antik patikaları yeniden adımladı, taşların arasından geçen rüzgârı dinledi, günümüz gezginleri için hem öğretici hem de keyifli bir rota ördü. Anlatı sıcak, samimi ve akıcı; okur kendini bir anda eski dünyanın eşiğinde buluyor, kapı gıcırdayarak açılıyor ve içeri davet ediyor
Bol renkli fotoğraflar ve zengin kaynakça ile beslenen bu eser, Karia’yı görmek isteyenler için bir rehberden fazlası. Bu kitap, toprağın hafızasına kulak verenlere; mitin, tarihin ve coğrafyanın aynı hikâyede buluştuğunu hatırlatan bir çağrıdır. Karia anlatır, Selahattin Aydın dinler ve bizlere aktarır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir