YÜZLEŞME: SUÇ SADECE KILIÇDAROĞLU’NDA MI?

Sadece CHP seçmeninde değil, toplumun çok geniş bir kesiminde Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı devasa bir öfke dalgası var.
Haklılar mı?
Sonuna kadar.
Mahkeme kararlarıyla koltuğunu korumaya çalışarak, değişimin önünü tıkayarak ve uzun yıllar omuz omuza yürüdüğü yol arkadaşlarına sırtını dönerek saray iktidarının değirmenine su taşıması affedilecek gibi değil.
Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Sorulması gereken asıl soru şu..
“Sorun sadece Kılıçdaroğlu’nda mı?”
Her seçimde onu bir “kurtarıcı” gibi kabul edip sorgusuz sualsiz oy verenlerin hiç mi kabahati yok?
Açık konuşmak gerekiyor. CHP’nin son kurultayında Özgür Özel değil de Kılıçdaroğlu yeniden başkan seçilseydi, bugün ona öfke kusanların büyük kısmı yine arkasından tıpış tıpış gitmeyecek miydi?
İşte bu çıkmazı, sadece günlük siyasi polemiklerle değil, derin bir sosyolojik vizyonla masaya yatırmak gerekiyor.
Bir toplumu, kendi elleriyle inşa ettiği putların enkazı altında izlemek, insanlık tarihinin en eski ve en trajik hikayelerinden biri. Dün “kurtarıcı” olarak göklere çıkarılan, adına şiirler yazılan, her hamlesinde bir “üst akıl” ve “strateji dehası” aranan figürlerin, bugün aynı insanlar tarafından “hain” ilan edilmesi, o liderlerin bir gecede değişmesiyle açıklanamaz.
Bu, daha çok kitlelerin kendi yarattıkları yanılsamalarla yüzleşme anıdır. Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na en ağır sözleri söyleyenler, aslında aynada kendi basiretsizliklerine, kendi kolaycılıklarına bağırıyor olabilirler mi? Kendisiyle yüzleşmekten kaçan bir toplum, bütün suçu tek bir kişiye yükleyerek vicdanını rahatlatabilir mi?
Yıllarca “Gandi” benzetmeleriyle, dürüstlük ve adalet yürüyüşü imgeleriyle büyütülen Kılıçdaroğlu figürü, milyonlar için bir değişim umuduydu. Ancak zamanla rasyonel bir siyasetçiden çok, dogma bir kurtarıcıya dönüştürüldü. Sorun tam olarak burada başladı. Çünkü kurtarıcı ilan edilen insanlar eleştirilemez hale gelir. Her hata görmezden gelinir, her başarısızlığa kılıf uydurulur, her rasyonel eleştiri “bölücülük” ya da düşmanlık sayılır.
”Bir bildiği vardır” cümlesi, siyasette aklın yerini aldığında gerçekler körleşir.
Bugün yaşanan kolektif cinnetin nedeni de bu. Dün kusursuzluk atfedilen bir figürün, aslında ne kadar kusurlu bir fani olduğunun acı bir şekilde anlaşılması.
Bu ülkede seçmen davranışının en büyük kronik sorunu, siyasetin bir fikir tartışması olmaktan çıkıp bir aidiyet ve kimlik meselesine dönüşmesi. Partiler, seçmenler için rasyonel birer tercih alanı değil, sığınılan birer kale haline geldi. Bu kale psikolojisi de beraberinde şu çürütücü anlayışı getirdi: “Bizim aday kim olursa olsun oy veririz.”
Oysa bu kör teslimiyet, siyasetçiyi halka karşı hesap verebilir kılmaz; tam tersine onu sonsuz bir konfor alanına iter.
Siyasi elitlerin diline pelesenk olan “Gömlek koysak kazanır” sözü, sadece o elitlerin kibrini anlatmıyor. Aynı zamanda o gömleğin içine kim girerse girsin, ceketini bile koysa oy vermeye hazır olan seçmenin kimliksel rehineliğini de anlatıyor.
Toplum siyaseti tribün kültürüne, takım tutmaya çevirdiğinde, elindeki en büyük gücü yani denetleme yetkisini kendi elleriyle teslim etmiş oluyor. Siyasetçi biliyor ki; arkasında ne yaparsa yapsın, hangi hatayı işlerse işlesin onu destekleyecek rehin bir kitle var.
CHP seçmeni Kılıçdaroğlu‘na yıllarca oy verirken onun eksiklerini, yanlış tercihlerini, etrafını saran klikleri görmüyor muydu?
Elbette görüyordu.
Ama yüzleşmek sancılı bir eylemdir. “Alternatif yok” demek, sorumluluk almaktan ve yeni bir yol aramaktan her zaman daha kolay gelir.
Bugün Kılıçdaroğlu‘na yönelen öfke bir nefrete dönüşüyorsa, bunun altında boşa çıkan umutların, kaybedilen yılların ve yanlış hesapların faturasını tek bir adrese keserek rahatlama arzusu yatıyor.
Oysa gerçek yüzleşme bu değil.
Gerçek yüzleşme; “Evet, onun büyük hataları vardı ama biz de o hataları görmemek için gözümüzü kapattık” diyebilme cesaretidir.
Çünkü siyasetçiler bu topraklara gökten zembille inmiyor. Onlar bu toplumun, bu kültürün, bu eğitim sisteminin ve bu ahlak anlayışının içinden çıkıyor. Onları eleştirmeyerek büyüten de, sonra öfkeyle yıkan da yine bu toplum.
Belki de mesele hiçbir zaman Kemal Kılıçdaroğlu değildi.
Mesele; her seçim döneminde kendine yeni bir kurtarıcı/kahraman yaratıp, hayal kırıklığı yaşadığında onu nefret objesi ilan eden bu sığ siyaset kültürümüzdeydi.
Çünkü putları yıkmak kolaydır.
Zor olan, zihniyeti değiştirip yeni putlar inşa etmemeyi öğrenmektir.

