AY ŞEKERİM, BU AHIR FECİ KOKUYOR!
Datça Havadis’te Osman Akın değinmiş bu konuya.
Yıllar önce ben de bizzat şahit olmuş, yazmıştım.
Demek ki mesele bitmemiş.
Demek ki tekrar hatırlatmak gerekiyor.
Modern zaman seyyahları, şehirlerin o beton grisi gürültüsünden kaçıp buralara sığınıyorlar.
Yanlarında valiz dolusu “doğaya dönüş” hayali ve ceplerinde bir miktar kibir ve küstahlıkla…
Herkesin yaşam tarzı kutsal elbet; herkes dilediği gibi, dilediği kurguda yaşamakta özgür.
Ancak küçük bir pürüz var: Hayat, bir film platosu değil.
Büyükşehirden bunalıp gelen dostlarımız, burayı kağıt üstünde “mahalle” sanıyorlar. Oysa burası, toprağın hala nabzının attığı, terin ve emeğin hüküm sürdüğü bir köy.
Büyükşehir yasası mahalle dese bile köy.
Burada kümes de var, ahır da, ağıl da…
Bir avuç insan, modern dünyanın tüm sterilliğine inat hayvancılık yapıyor. Süt sağıyor, nasırlı elleriyle yumurta topluyor. Ve sonra sahnede beliren o malum figür.
“A Şekerim, bu ahır feci kokuyor!”
Şaka değil, bir trajikomik tiyatro eseri.
İnekleri Cimer‘e şikâyet ediyorlar.
Gerekçe: Koku.
Sanırsınız ki beyefendiler ve hanımefendiler, sütün market raflarında kendiliğinden, laboratuvar ortamında ve parfüm kokulu bir buluttan indiğini sanıyorlar.
Bu trajedinin en “lezzetli” çelişkisi ise şu.
Aynı kişi, sabah kahvaltısında o “pis kokulu” ahırdan çıkan taze sütü, o “gürültücü” tavuğun yumurtasını istiyor.
Organik yaşam, taze süt, doğallık şahane.
O sütü veren canlının biyolojik varoluşu bahane.
Sen Instagram’da “Doğaya kaçtım, ruhumu dinlendiriyorum” etiketiyle filtreli fotoğraflar paylaşacaksın diye, kimse ekmek teknesini, ahırını kaldırmak zorunda değil.
Köylünün hayatına müdahale etme hakkı, senin tatil konforunun bittiği yerde başlar.
Eğer aradığın şey sadece lüks, kristal bardaklar ve gece hayatıysa; Bodrum orada, hemen valizini topla.

Kapı komşum Ömer bu toprağın insanı.
Bir ineği vardı: Alacakız.
Yıllar önce ikiz doğurdu.
Bir erkek, bir dişi.
İsimlerini ben koymuştum: Karacaoğlan ve Ana Kuzusu.
Ömer onlara bir bebek gibi baktı.
Ama şikâyet bitmedi.
“Ahır kokuyor” dediler.
Durmadılar.
Ömer çok direndi…
Lakin ekonomiye direnemedi.
İnekleri sattı.
Ahır kapandı.
O gün sadece bir ahır kapanmadı.
Bir yaşam biçimi eksildi.
Bir üretim sustu.
Bir köy biraz daha şehirleşti.
Oysa o koku;
toprağın kokusuydu.
Emeğin kokusuydu.
Hayatın ta kendisiydi.
Burnu bu gerçeğe direnenlerin sorunu varsa,
o sorun ahırda değil.
Doğadan kopmuş steril kibrindedir.
Gerçek hayat biraz tezek kokar.
Ama o tadı, hiçbir parfüm veremez.

