MUĞLA’DA GAZETECİLİK, SİYASET VE SINIRLAR

 

Muğla’da birkaç gündür gazetecilik ile siyaset arasındaki o hassas çizginin üzerinde yürüyen bir tartışma yaşanıyor.

Olayın yaşandığı gün iki tarafla da yoğun bir telefon trafiği yürüttüğüm için, süreci sadece bir olay değil, mesleki ve siyasi ilkeler açısından da ele alma ihtiyacı duydum.

​Tartışmanın bir tarafında Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve Mabolla Medya Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Akbulut, diğer tarafında ise Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras var.

Konu, Büyükşehir Belediyesi Hukuk Müşavirliği görevinde yaşanan idari değişiklik.

Akbulut, kendisine ulaşan duyumlara dayanarak bu değişiklikte Yeni Parti Milletvekili Veli Ağbaba’nın etkisinin olabileceğini, siyasi bir nüfuzun devreye girdiğini gündeme taşıdı. Meseleyi sadece idari bir atamayla sınırlı tutmayıp liyakat, “kast sistemi” ve Muğla’nın yerel dinamikleri yerine Ankara ya da İstanbul merkezli anlayışlarla yönetildiği yönünde kurumsal eleştiriler yöneltti.

Bunlar, özellikle yerel yönetimlerin mercek altında olduğu, muhalif belediye başkanlarının her sabah bir operasyonla uyandığı ve idari kararların yüksek siyasi hassasiyet taşıdığı bir konjonktürde hafife alınacak iddialar değildi. 

Nitekim Ahmet Aras da konuyu yanıtsız bırakmadı.

Aras, önce Süleyman Akbulut‘u arayarak iddiaların gerçeği yansıtmadığını iletti ve bir düzeltme bekledi. Ancak Akbulut’un o saatlerde iletişim imkanının kısıtlı olması nedeniyle düzeltme gecikince, Aras sert bir açıklama yaptı.

Ahmet Aras açıklamasında; Rabia Uçar Balaban’ın görevden alınmadığını veya istifaya zorlanmadığını, kişisel nedenlerle kendi isteğiyle ayrıldığını belirtti. Yeni Hukuk Müşavirinin Veli Ağbaba ile akrabalık bağının bulunmadığını, dışarıdan bir müdahale yaşanmadığını ve hatta yeni isim konusunda ayrılan müşavirin de görüşünün alındığını vurguladı. Aras’ın gazetecilik metodolojisine dair eleştirisi de açıktı: Kamuoyunu doğrudan ilgilendiren ağır iddiaların, yayımlanmadan önce muhatabına doğrulatılması gerekiyordu.

​Buraya kadar yaşananlar, aslında işleyen bir demokrasideki doğal bilgi akışını andırıyor. Gazeteci iddiayı gündeme getirir, muhatap yanıtlar, kamuoyu bilgilendirilir. Ancak bu olayda asıl üzerinde durulması gereken husus, bilginin kaynağı ile sunuluş biçimi arasındaki metodolojik mesafe.

​Gazetecilik elbette duyumla başlar; duyum, haberciliğin ham maddesidir. Ancak ham madde işlenmeden, yani taraflara sorulup çapraz kontrollerle doğrulanmadan kamuoyuna sunulduğunda haber değerinden ziyade bir iddia yükü taşır. İddianın boyutu büyüdükçe, özellikle siyasi nüfuz ve akrabalık ilişkileri gibi kurumsal güveni zedeleyebilecek unsurlar içerdiğinde doğrulama yükümlülüğü de aynı oranda artar. Akbulut’un yayın öncesinde muhatabından doğrudan bilgi alması, mesleki standartlar açısından daha sağlam bir zemin yaratırdı.

Bu durum Akbulut’un haberciliğini gölgelemek değil; aksine canlı yayın dinamiklerinde dahi haberin niteliğini koruyacak yöntemi hatırlatmaktır.

​Öte yandan, seçilmiş bir idarecinin, yönettiği kurumun saygınlığını ve kendi siyasi bagajını koruma adına bu tür iddialara somut verilerle yanıt vermesi son derece doğaldır. Aras’ın açıklaması; “Akrabası değil“, “Müdahale olmadı“, “Görevden alınmadı” gibi sınanabilir ve net ifadeler içerdiği için haber niteliği taşıyan yetkili bir cevaptır.

​Nitekim Süleyman Akbulut da daha sonra, ilk yayındaki ifadelerin kendisine gelen duyumlar olduğunu belirterek Aras’ın yanıtlarını şeffaflıkla kamuoyuna aktardı ve doğrudan bilgilendirme yapıldığı için teşekkür etti. Bu tutum, karşı tarafın açıklamasını da kamuoyuna aktarma yönünde mesleki bir sorumluluğun yerine getirilmesidir.

​Gelinen noktada mesele, bir polemikten ziyade yerel demokrasi kültürü meselesine dönüşmekte.

Süleyman Akbulut yıllardır bu kentte gazetecilik yapan, bugün aynı zamanda Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı görevini yürüten bir isim. Ahmet Aras ise kamusal yetki kullanan ve kararları doğal olarak denetime ve sorgulamaya açık olan seçilmiş bir belediye başkanı.

Birinin görevi soru sormak ve araştırmak, diğerinin görevi kamu adına kullandığı yetki konusunda hesap verebilmek ve gerektiğinde açıklama yapmaktır.

Gazeteci iddiayı aktarırken teyit mekanizmasını; siyasetçi ise eleştiri ve iddialar karşısında cevap hakkını ve basın özgürlüğünü gözetmelidir.

Bu olayda taraflar konuştu.

Aras iddiaları reddetti ve gerekçelerini açıkladı.

Akbulut da Aras‘ın açıklamalarını kamuoyuna aktardı.

Artık söz kamuoyunda.

Muğla’nın ihtiyacı yeni bir cepheleşme değil; gazetecinin özgürce soru sorabildiği, yöneticinin açıkça cevap verebildiği, gazetecinin gerektiğinde eksik bilgiyi tamamladığı ve bütün bunlar bittikten sonra insanların birbirlerini düşman ilan etmeden aynı kentte yaşamaya devam edebildiği bir iklimdir.

Çünkü bazen gazetecilikte de siyasette de olgunluk, son sözü söylemekte değil;

söylenmesi gerekenler söylendikten sonra noktayı koyabilmektedir.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir