BU DÜZEN DEĞİŞMEDEN BU HİKAYE BİTMEZ

Bir ülkenin en karanlık gerçeği, bazen en derininden çıkar.
Madenin dibinden…
Orada çalışan işçi, sadece kömür çıkarmıyor.
Kendi ömründen eksilterek bu ülkenin ışığını yakıyor.
Ama yukarıda, ışığın altında başka bir düzen kurulu.
O düzenin adı: bir avuç patronun saltanatı.
Doruk maden işçileri 8 gündür açlık grevinde.
Talep ettikleri insanca yaşama hakkı.
Çünkü bu ülkede işçi, emeğinin karşılığını alamadığında bu “aksaklık” sayılıyor
Ama patron, işçinin alın terine el koyduğunda bu “ticari sorun” diye geçiştiriliyor.
İşte sınıf meselesi tam da burada başlıyor.
Bir tarafta aylarca ücretini alamayan, açlık grevine yatan insanlar…
Diğer tarafta bir kalemle borç erteleyen, yükümlülük kaçıran şirketler…
Devlet çoğu zaman hakemin düdüğünü çalmaz.
Patronun yanında durur.
Bugün Doruk maden işçisinin karşısındaki mesele bir şirket değil.
Bir sistem.
Bu sistemde; risk işçiye, kâr patrona, kriz ise hepimize aittir denilir.
Ama kriz geldiğinde ilk gözden çıkarılan hep emekçilerdir.
Yerin altında ölme riskini göze alan bir insan, yerin üstünde aç kalmayı kabul etmiyorsa, orada artık bir ekonomik kriz değil, bir sınıf çatışması vardır.
Gerçek bu kadar çıplak.
Bu ülkede bir avuç patron, binlerce işçinin kaderine karar veriyor.
Alın teri, bilanço kalemi haline getiriliyor.
İnsan hayatı, maliyet hesabına yazılıyor.
Sonra da dönüp soruyorlar.
“Niye yürüyorsunuz?”
Belli ki, bu düzen değişmeden, bu hikâye bitmeyecek.

