SAVAŞI ERKEKLER BAŞLATIR, KADINLAR BİTİRİR
Bazı hikâyeler vardır; tarih kitaplarında küçük bir dipnot gibi görünür ama insanlık hafızasında büyük bir kapıyı aralar.
2400 yıl önce Antik Yunan’da yazılmış bir komedi oyunu…
Ama içinde neredeyse ilk kadın isyanlarından birinin gölgesi saklı.
MÖ 411 yılında sahnelenir bu oyun. Yazarı Aristophanes.
Oyunun adı: Lysistrata.
Arka planda dünyanın en uzun ve en yıpratıcı savaşlarından biri var.
Peloponnes Savaşları...
Atina ile Sparta‘nın yıllar süren kanlı savaşı…
Evlerine dönmeyen erkekler…
Babasız kalan çocuklar.
Boşalan sofralar…
Sessizleşen şehirler…
Ama bir gün bir kadın çıkar.
Adı Lysistrata.
Adı bile kader gibi.
“Orduları dağıtan kadın.”
2400 yıl önce Antik Yunan’da yazılmış bir komedi oyunu…
Ama içinde neredeyse ilk kadın isyanlarından birinin gölgesi saklı.
MÖ 411 yılında sahnelenir bu oyun. Yazarı Aristophanes.
Oyunun adı: Lysistrata.
Arka planda dünyanın en uzun ve en yıpratıcı savaşlarından biri var.
Peloponnes Savaşları...
Atina ile Sparta‘nın yıllar süren kanlı savaşı…
Evlerine dönmeyen erkekler…
Babasız kalan çocuklar.
Boşalan sofralar…
Sessizleşen şehirler…
Ama bir gün bir kadın çıkar.
Adı Lysistrata.
Adı bile kader gibi.
“Orduları dağıtan kadın.”

Lysistrata Atina’nın kadınlarını toplar. Sonra Sparta’nın kadınlarını da çağırır.
Çünkü savaşın dili erkeklere ait olsa da acının dili kadınlarda ortaktır.
Onlara şöyle der:
“Bu savaş bitmeyecek. Çünkü savaşanlar onun bedelini ödemiyor.Biz ödüyoruz.”
Ve tarihin en tuhaf ama en zekice direnişlerinden birini önerir.
Kadınlar erkeklerle yatmayı bırakacaktır.
Savaş bitene kadar.
Ama Lysistrata bununla yetinmez.
Kadınlar Akropolis’i de ele geçirir. Çünkü savaşın hazinesi oradadır. Para yoksa savaş da yoktur.
Bir şehir düşünün…
Erkekler meydanlarda bağırıyor.
Kadınlar kalenin kapısını tutmuş.
Ve bir noktada erkekler gerçeği anlıyor.
Savaşın ateşini yakanlar kendileri olsa da
barışın anahtarı kadınların elindedir.
Sonunda barış yapılıyor.
Çünkü savaşın dili erkeklere ait olsa da acının dili kadınlarda ortaktır.
Onlara şöyle der:
“Bu savaş bitmeyecek. Çünkü savaşanlar onun bedelini ödemiyor.Biz ödüyoruz.”
Ve tarihin en tuhaf ama en zekice direnişlerinden birini önerir.
Kadınlar erkeklerle yatmayı bırakacaktır.
Savaş bitene kadar.
Ama Lysistrata bununla yetinmez.
Kadınlar Akropolis’i de ele geçirir. Çünkü savaşın hazinesi oradadır. Para yoksa savaş da yoktur.
Bir şehir düşünün…
Erkekler meydanlarda bağırıyor.
Kadınlar kalenin kapısını tutmuş.
Ve bir noktada erkekler gerçeği anlıyor.
Savaşın ateşini yakanlar kendileri olsa da
barışın anahtarı kadınların elindedir.
Sonunda barış yapılıyor.

Elbette bu bir tiyatro oyunu.
Ama tiyatro bazen gerçeğin en dürüst aynasıdır.
Çünkü Aristophanes belki de şunu söylüyordu:
Savaşın kararını erkekler verir, ama savaşın boşluğunu kadınlar yaşar.
Takvimler 8 Mart’ı gösterdiğinde dünyanın dört bir yanında kadınlar sokaklara çıkıyor.
Eşitlik için.
Adalet için.
Hayatın yarısı olduklarını hatırlatmak için.
Ve insan düşünmeden edemiyor.
Belki de Akropolis’in kapısını kapatan o kadınlar,
tarihin ilk 8 Mart yürüyüşünü yapmışlardı.
Sadece pankartları yoktu.
Ama cesaretleri vardı.
Ve bazen tarih, en büyük devrimlerini
bir kahkaha ile yazılmış komedilerin içine saklar.
Ama tiyatro bazen gerçeğin en dürüst aynasıdır.
Çünkü Aristophanes belki de şunu söylüyordu:
Savaşın kararını erkekler verir, ama savaşın boşluğunu kadınlar yaşar.
Takvimler 8 Mart’ı gösterdiğinde dünyanın dört bir yanında kadınlar sokaklara çıkıyor.
Eşitlik için.
Adalet için.
Hayatın yarısı olduklarını hatırlatmak için.
Ve insan düşünmeden edemiyor.
Belki de Akropolis’in kapısını kapatan o kadınlar,
tarihin ilk 8 Mart yürüyüşünü yapmışlardı.
Sadece pankartları yoktu.
Ama cesaretleri vardı.
Ve bazen tarih, en büyük devrimlerini
bir kahkaha ile yazılmış komedilerin içine saklar.

