O ARTIK DATÇA’YA EMANET
Türk resim sanatının usta fırçası, Datça’nın rüzgârına yüreğini emanet etmiş bir düşün insanıydı Ibrahim Ciftcioglu…
Ve o rüzgâr, bu kez sadece bir insanın ardından değil, bir duruşun ardından esti.
Bağışladığı binlerce kitapla hayat verdiği kütüphanenin sessiz raflarından çıktı…
Ve halkın omuzlarında, kendi hikâyesinin son sayfasına doğru yürüdü.

Bugün sadece bir sanatçı değil; bir çağın tanığı,
bir vicdanın sesi, bir itirazın rengi geçti yoldan.
Çünkü bazı insanlar ölmez, yer değiştirir.
Tuvalden sokağa, sokaktan hafızaya.
Katılımın yoğun olduğu törende kelimeler boğazlara düğümlendi.
Çünkü bazı hayatlar anlatılmaz, mücadeleyle hatırlanır.

Kızı Ekin Karaağaç’ın sesinde bir evladın kırılgan gururu,
dostlarının sözlerinde ise bir ömrün direnci vardı.
Herkes aynı gerçeği başka cümlelerle söyledi:
O, sadece resim yapmadı, hayata taraf oldu.
Ve o hayat, kolay bir çizgi değildi.
Çünkü hakikati çizmek, bu topraklarda çoğu zaman bedel ister.

Demokrasi Evi’nden İskele Mezarlığı’na uzanan yol,
bir cenaze yürüyüşünden çok, bir hafıza yürüyüşüydü.
Omuzlarda taşınan sadece bir beden değil; bir ömürlük emek, bir direnç, bir sözdü.

Çiçeklerle uğurlandı…
Alkışlarla uğurlandı…
Ama en çok da, susmayan bir saygıyla uğurlandı.
Çok sevdiği Can Yücel’in yanına…

Aynı rüzgârın, aynı isyanın, aynı şiirin yanına.
Çünkü bazı vedalar sessizdir…
Ama o sessizlik, bir halkın içinde büyür.
Şimdi geriye; tuvale sinmiş renkler, kitap raflarında çoğalan bir akıl ve en önemlisi, susmamayı öğreten bir hayat kaldı.
O artık toprağın değil…
Datça’nın hafızasının emanetidir.
Ve bazı isimler gömülmez.
Çoğalır.


