MUHALİF GAZETECİ(!)

Bugün Muğla’dan etkili bir siyasetçi aradı.

Datça’da bir konuda bilgi almak istiyordu.

Bildiklerimi söyledim.

Söz döndü dolaştı, kaçak işleriyle namlanan Bodrumlu müptezel gazeteciye geldi.

“Öyle belgeler yayınladın ki herkesin diline düştü, sokağa çıkacak yüzü kalmadı” dedi.

​Gülümsedim. İçinde hafif bir acılık barındıran o malum gülümsemeyle…

“Yanılıyorsunuz” dedim. “Başta sizin partiniz olmak üzere, siyasiler ona sokağa çıkacak yüzü verirler.”

​Telefonun öbür ucunda ağır bir sessizlik oldu. Siyasetin en iyi bildiği şeydir bu. Gerçek yüzüne tutulduğunda susmak.

​Sonra toparlanmaya çalıştı. Benim “muhalif gazeteci” olduğumu, bu duruşumu takdir ettiğini söyledi.

​Muhalif gazeteci…

Oldum olası içimi sızlatan, eğreti duran bir kavram.

​Çünkü bu ülkede muhalif olmakla muhalefetçi olmak arasındaki o devasa uçurum, bilerek ve isteyerek flulaştırılıyor.

Oysa gazetecilik, doğası gereği kurumsal her güce mesafelidir. Gazeteci bir partinin bayraktarı değil, hakikatin muhafızıdır.

​Medya; gücü sorguladığı, iktidarı rahatsız ettiği, belediye başkanının, savcının, polisin, bürokratın, patronun veya holdingin konfor alanına dokunduğu sürece gazetecidir. Ve evet, gerekirse muhalefeti de sorgular. Çünkü haberin partisi, yolsuzluğun ideolojisi olmaz.

Burada ince ama hayati bir sınır var.

Siyasetçi araç gereçle ilgilenir, gazeteci ilkeyle.

Bağımsız gazeteci, bir siyasi partinin neferi, sözcüsü ya da propaganda memuru değildir.

Bugün iktidarda kim varsa onun gücünü denetler; yarın başkası geldiğinde aynı merceği ona tutar. Çünkü bu mesleğin sadakati kişilere, liderlere ya da rozetlere değil; yalnızca gerçeğedir.

​Bizde ise toplumsal hafıza öyle sığlaştırıldı ki; iktidarı eleştirene otomatikman “muhalif”, muhalefeti eleştirene ise “saray elemanı” etiketi yapıştırılıyor.

Sanki bir gazeteci, var olabilmek için mutlaka bir güç odağının gölgesine sığınmak zorundaymış gibi…

​Oysa çürümeyi ayıran şey etiketler değildir.

AKP’li yapınca adı “yolsuzluk” olan şey, CHP’li ya da Yeni Parti’li yapınca “talihsiz bir hata”ya dönüşmez. CHP’li yapınca adı “torpil” olan düzensizlik, başka bir partide “liyakat” sayılmaz. Kaçak bina, sahibinin yakasında taşıdığı rozete göre meşrulaşmaz.

​Telefondaki siyasetçiye verdiğim yanıtın derininde işte bu trajedi yatıyordu.

Siz bir ahlaksızlığı belgeleriyle ifşa edersiniz; ama o siyaset mekanizması, ifşa ettiğiniz kişiyi ertesi gün protokol masasına oturtup sırtını sıvazlamaya devam eder. Siyaset, kendi ahlaki çöküşünü örtmek için sizin ortaya çıkardığınız gerçeğin üzerini halıyla örter.

Sonra da pişkin bir edayla dönüp size der ki;

“Sen harika bir muhalif gazetecisin.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir